Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 128257
Ana Sayfa
ANKARA’DA ULUS ANTİK APOLLONİUS BİLİMEVİ! Yazdır E-Posta
Yazar Mahiye Morgül / Müzik ve Drama Eğitimcisi, Yazar   
07/07/2008

                              

 

Antik Karadeniz’den yola çıkıp Anadolu’da dolaşırken yolum Ankara’ya düştü. Aslında Ayasofya’daydım, Bizans’ın bilge kraliçelerini arıyordum. Baktım ki, bilge kraliçe Suriyeli Domna Julia /Dam Anası Hülya, intihar etmiş ve cesedi Ulus’ta, Augustus tapınağında  yakılmış diye yazıyor. Hemen düzeltelim, burası bir tapınak değil, Oğuz-atası uluların bilimevi idi

                Kraliçe Hülya’nın Hristiyan olmadığı, Şaman olduğu, Ay tanrısına inandığı bilinmektedir. Asıl önemli olan, kraliçe Hülya, çok ünlü tıpçı, matematikçi, geometrici Niğdeli Apollonius (Zekâ’nın Ulu Atası) hakkında bir kitap yazdırmasıdır. Kitabı yazan kişi Apollonius’un öğrencisi filozof Filostratus (Filos-Tur Atalı/Atası Tur Filozofu), o da Niğdeli, yani antik adıyla Tuanalı.

Anımsayalım; Apollonius (MÖ.5- MS.95), evrende bulunan her şey canlıdır, en küçük parçada ne varsa en büyük parçada da o vardır demiş ve gökyüzü cisimlerinin hareketlerini incelemiş, geometrinin temellerini atmıştır. Gökyüzündeki ateş parçası cisimler hayatın kaynağı kabul edilmiş, OZ/OD (ateş, ışık) kavramı bilimsel araştırmalarının merkezini oluşturmuştur.

Julia’nın cesedinin yakıldığı yer, Ulus’taki August Tapınağı diye bilinen yerdir. Önce, burada kimler yaşardı anlamak için buradaki en eski yerleşim adlarını Muzaffer Örkçüoğlu’nun Ankara Klavuzu adlı kitabından alalım ve sözcük olarak açılımlarını yapalım: 

                Ulus: Ulu-oz(d) Ulu Od (Güneş) ateşinin etrafında buluşanların yeri. Ulu-oz ateşinin yakıldığı yer. Şehrin merkezi belli ki adını zekânın ulu atalarından almaktadır.

                İskitler; İskit boyları. Sibir/Saka Türklerinin bir diğer adıdır. Gotlar ve Galatlar, bir diğer adlarıdır. Yazılı kaynaklarda Ankara’nın kurucu halkı Galatlar olarak geçer.

                Ulucanlar: Ulu-Can kişilerin yeri. Açık, anlaşılır biçimde

Sakalar: İskitler’in diğer adı.

                Akalar: Bilimin ağabeylerine verilen isim; Akha, Hagia, Ağa, Aga.

                Samanpazarı: Şaman pazarı. (Bir dönem Ahilerin ticaret merkezi olan yer.)

                Mahalle adları: Ulubey, Kızılbey, Kızılelma, Sümer, Turan, Oğuz, Başkır, Atilla.

Oğuz Kırı: Yenişehir’in eski adı.

Hacettepe: Ece-tepe. Üzerinde Hacettepe hastanesinin yapıldığı tepelik yer.

Kızılcabayır: Dikmen ve Kavaklıdere üzüm bağlarının, Bağos/Bakhaus bağ bozumu şenliklerinin yapıldığı yerler.

Hamamönü: Hamamlar, yani su ile arınma burada ayrıca önemlidir. Apollonius’un su sesiyle psikolojik tedavi yaptığı bilinir, Bergama’da böyle bir tıp merkezi kurduğu kayıtlarda vardır. Altındağ’dan gelen İmrahor ve Hatip çayları Augustina Bilimevi’nin önünde birleşir, Bent Deresi adını alır, az aşağıda bulunan Akköprü’de İncesu ile birleşir. Yani bu civarda, su sesinin bolca duyulacağı doğal bir ortam hazırdır.

Bent deresi: Ben-ti’den dönüşmüş görünmektedir. Pan-ti, Pan ısığı açılımındadır.

Ankara’nın kuruluş merkezinde rastladığımız Oğuz kültüründen izleri bir tarafa bırakıp, Roma dönemi diye adlandırmaya kaynak olan bağlantılarına baktığımızda, onda da Şaman izlerini en belirgin şekilde görürüz. Bu araştırmamız, bundan sonra “Roma Hamamı” adlandırması üzerinde bir daha düşünmeyi  gerektirecek, umulur ki “Ulu Oz Hamamı” adı daha uygun görülecektir.

Bilimevini ziyaret edenlerden kraliçe Julia Domna (MS.170-217) bir Şaman’dı. Julia Domna; Uluay Dom-ana. Dam; gök, kubbe, Kubbenin anası Domna.

Ulus’ta Justinien Dikilitaş’ı şunu göstermektedir ki, bilimevinin çok önemli ziyaretçisi ve hamisidir, bilimevine devletin desteği vardır. Bizans kralı Jüstinien’in (MS.482-565) açık adı “Flavius Petrus Sabbatius Iustinianus” idi. İkinci adı Bedri/Bedros ve dördüncü adı “Oğuz tini(güneşi) analı” açılımlıdır. VI.Büyük Bedri’nin yolundan gittiklerini (Mitraizm), Hristiyan Roma’ya karşı olduklarını açıkça söylemişler ve eşi Teodora ile birlikte Kilise Babalarının hışmına uğramışlardı.(bkz. Bir Ayasofya Hikayesi). Ayasofya’nın duvarına Apollonius’un resmini de onlar yaptırmıştı. Karısı Teodora’nın cesedi Ayasofya’da yakılmış, fakat ihtimaldir ki kendisinin cesedi Ulus’taki Augustus/Oğuzatası Bilimevinde  yakılmıştır.

Diğer adları:Flavius; Bi-lobi-us; Bilgi Deposu, Akıl Kutusu. Sabbatius; Şam/ışık-apası, Atası Işık.

Anadolu’da yakma kültürüne dair bilinen son tarihler: Julia, Ankara, MS. 217. Teodora, Ayasofya, MS.548. VI.Büyük Bedri, Sinop, MÖ.63.  Yine milattan önce Kâhta’da Nemrud dağında heykelleri bulunan, Romalılara karşı savaşmış ulu kahramanlar; VI. Büyük Bedri’nin kızı Laz Ece (Laodice) Furtuna, damadı Antikos, İkalemus, Samos ve diğerleri.

Bilim yapılan yerleri tarihsel süreçte izlemeye koyulduğumuzda, demir ocaklarından sonra Ayasofya ve Augustina’da gördüğümüz Ulu-anaus (Ulu zekâ)  modelini ve ondan sonra da Medreseleri söyleyebiliriz.

Medrese adını açtığımızda, içinde saklı olan Medri-isiğ (Bedri’nin Işığı) görürüz. Ki; Ankara Hacıbayram’da bulunan Karamedrese (Kora-Medresi; Bedri ışığının koru) Augustus Bilimevi’nin bitişiğinde, bir anlamda onun devamıdır. Türbenin tamburu sekizgendir; Büyük Bedri, Tahran, Sümer ve Şems yıldızları gibi.

Bütün bu kaynakları bir araya getirdiğimizde Ankara’nın önemli bir bilim merkezi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Apollonius’un Niğde’den çıkıp gittiği yerler, Tarsus, Taşucu, Yalvaç, Bergama, Hindistan ve Kahire (öldüğü yer) dikkate alındığında, ULUOZ/ULUS önemli bir merkez görünmektedir.

Ulus Bilimevinin mimari özelliği de bize önemi ipuçları vermektedir. Korint (Anasi Kor) tarzında oluşu ve batıya bakan kapısı dikkate alındığında, Helen kutsal yapılarının doğuya bakan kapılarının aksi bir durum var demektir. Kapının batıya bakması onun Anadolulu olduğunun işaretidir.  

Ulus Roma hamamının duvarında tıbbın işareti olan yılan tutan bir el vardır. Bu hamamda, Julya Domna ile oğlu Carakalla (Ulu-kor-aga) için yapılmış sikkeler bulunmuştur. Hamamın suyu Elmadağ’dan (Ulu Ma İda) künk borularla geliyordu. Hamamın yapılma tarihi de Julia’nın Ankara’da bulunduğu tarihleri işaret etmektedir.

Kayseri Gevher Nesibe ve Tokat hamamlarındaki mimari özellikler ve yılan tutan el işaretlerine bakarak buraların da Niğdeli Apollonius’un ekolünden tedavi merkezleri olduğunu söyleyebiliriz. Bedensel temizlik olmadan ruhsal tedavi (iyileşme) olamayacağı bu ekolün özüdür.  

Kayseri, Tokat, Ankara, Kırşehir, Niğde, Gordion, Afyon, Kütahya illeri belli bir coğrafi bölge olarak ele alındığında, yer adlarında KORİ bağlantılarını görebiliriz. Gevher (Cevher) Nesibe; Goğ-uri Anasi-abe. Kayseri; Goğu-saari, Kayı-şehri. Kırşehir; Kor-şehri. Nevşehir; Anao-şehri. Göreme; Kori-abe. Niğde; Anau-ida/ata.  Gordion; Kor-ida-oğni. Afyon; Ape-on. Kutahya; Got-agha-ya, İskit/Skot agaların yeri. Tokat; ata-got. Bu isimlerde Oğuzların Kayı boyuna ad veren Goğ /Gök ile sesdeş sözcükler dikkat çekicidir.

Ulu-Oz ateşinden kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz bir kavram da öz Türkçe bir kavram olan ULUS sözcüğüdür. Ulu atalarımızın bilim evlerinde yaktıkları o ulu aydınlanma ışığını “ulus” sözcüğünün gizeminde hissedebiliyoruz. Bugün en samimi duygularla dillendirdiğimiz bu sözcük, ne kadar tarihi bir derinliğe sahiptir, şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

Ankara adını açalım: Ana-kora; Kor Anası ANKARA! Orada yakılan, bilimin ulu ateşidir, aydınlatan kor’un anası ordadır. Atatürk’ün, Ankara adının Asya kökenli olduğunu söylediği bilinir. Demek ki ulu önderimiz bizden önce bunu biliyordu. DTCF’nin ön duvarına yazdırdığı “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü de, hem anlam olarak, hem de Ulus Bilimevine yakınlığı bakımından isabetli  görünmektedir.

Ankara valilik binasının bahçesinde bulunan mermer sütunlar ve sütun başları, Julian (Uluanalı) dikilitaşının hemen yanındadır. Bu dikilitaşlara bakıp, daha bir çok bilime gönül veren ulu insanın yakma töreni burada yapıldı  diye düşünebiliriz. 

Domna’nın Ankara’dan geçişi: Kocası Severus ile birlikte Tuana’da tedavi gören yaralı komutanlarına yaptıkları ziyaretle başlar. (MS.193). Komutan düzeyinde yaralı askerlerin bir bölümü Ankara’ya getirildiği anlaşılıyor. www.ankara.edu.tr/kutuphane/TarihArastirmalari/TarihArastirmalari_2006_c25_s39/2_mehmet_ali_kaya.pdf

Bu sitede, tarihçi Mehmet Ali Kaya’dan öğrendiğimize göre kral Severus’un Antakya üzerine açılan savaşa (İsis savaşı) Plaudianus (Laoz opa analı) adlı önemli bir komutanını gönderdi. (Bu sırada İstanbul Bizans yarımadası 2 yıldan beri Roma kuşatması altındadır.)  Pozantı’da çok çetin bir savaş geçiren Roma ordusu yenilerek Tuana’ya çekildi. Yaralı komutan Bor’da (Tina-Tyona Bilimevinde) tedavi görüyordu. Tedavisi uzun sürdü ve Severus ile kraliçe Julia onu ziyarete gitti. Julia zamanını daha çok Tuanalı sofistlerle sohbet ederek geçirdi, onlardan Apollonius’un bilim çalışmalarını dinledi. Apollonius’u 3 kuşak tanıyan filozof Filostratus’tan Apollonius’u yazmasını istedi. Tuana’dan sonra  Ankara’ya geldiler, ihtimaldir ki oğul Filostratus da onlarla birlikteydi. 

 Severus’un Ankara’ya uğradığına dair bir mezar taşı üzerinde epigrafik belge bulunmuştur. 3 Eylül 193 gününe tarihlenmiş bu belgede X (on) numaralı Geminea adlı askerine ait olduğu yazılıdır. Ankara’dayken Agusti adında bir muhafız askeri daha öldü. 2008deki kazıda bulunan ikona bu askerlere ait olabilir. Bu askerler ölmeden önce, Ulus’taki bilimevinde ve Ulus’taki (Roma diye bilinir) hamamda onların tedavisiyle ilgilenilmiş olmalıdır.

Kaynaklarda, Julia’nın ay tanrısı Men’e taptığı yazar; Men, Pan’dır. Yani Julia Domna Hitit-Oğuz kültüründen Pan-ti /Pan ışığı inanışlı bir Şaman’dır. Bilge kraliçe Teodora gibi o da Suriyelidir. Daha doğrusu, Suriye eyalet sınırları içinde kalan Filistinlidirler. Pelaz-tun/Filistin’in kurucu atası Pelazlar ise Anabacı Torosları (Doğu Karadeniz Dağları) diyarından gelenler olup, dolayısıyla Büyük Bedri gibi Pan / Men inanışlıdırlar.

Adıyaman Kâhta duvar kabartmasında Herakles ile el sıkışırken görüntülenen  resmine bakıldığında, Pan-ti/Pontus kralı VI.Büyük Bedri’nin ve onun yolunda gidenlerin bilim adamlarına ve dolayısıyla bilime hizmetleri anlaşılabilirdir. Mustafa Kemal’de gördüğümüz de bu özelliktir. Apollonius der ki:

“Bedensel özgürlük olmadan ruhsal özgürlük olmaz!”

“Toprak herkesin anasıdır, çünkü, eşitliği gözetir. Ama sizler, ey Aspendos zenginleri, haksız olduğunuz için, onu, yalnızca kendinizin saydınız!”

“Gerçeği söyledim diye beni hapse attılar! Gerçeği söylemeseydim başıma daha ne gelecekti sanki?”

 

Mahiye Morgül  / Müzik ve Drama Eğitimcisi, Yazar / Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin. /  28.6.2008 Ankara

 

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.