Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 486210
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow İnsan cenininde hâlâ solungaçlar bulunur...
İnsan cenininde hâlâ solungaçlar bulunur... Yazdır E-Posta
Yazar Delil Karakoçan Günlük   
01/06/2010
Çatıda bir erkek (bazen de bir kadın) atladı atlayacak. Önce 'ilgili' bir kalabalık oluşuyor. İntihar geciktikçe sıkılmaya, söylenmeye başlıyorlar. 'Atlayacaksan atla hadi, işimiz gücümüz var be kardeşim!' diyor içlerinden biri. Diğeri tamamlıyor: 'Atlamaz, bu rol yapıyor!' Çevreden kahkahalar, gülüşmeler... Az sonra çatıdaki kendini boşluğa bırakıyor...

Sokakta yürüyen bir kadın... Aniden saldırıya uğruyor. Kanlar içinde 'İmdat, yardım edin!' diye bağırıyor. Bekleşenler sadece seyrediyor...

Bir trafik kazası... İçlerinden biri oracıkta yaşamını yitiriyor. Bir diğeri ağır yaralı ve sürekli kan kaybediyor. Kazaya neden olan diğer sürücü hızla uzaklaşıyor. Yardım edecek, hastaneye kaldıracak zor bulunuyor...

Bir çocuk... Belli ki kaybolmuş; ağlayıp duruyor. Oralı olan, çocuğa niye ağladığını soran olmuyor...

* * *

Sadece sosyal hayatta görülmüyor bu... İş hayatında da, sanat hayatında da, duygusal hayatta da benzer şeyler yaşanıyor. Birbirlerini dolandıranlar, aldatanlar, bestesini, senaryosunu çalanlar, kopyalayanlar, batıranlar, iflas edenler, ettirilenler...

Gazeteler, TV'ler benzer haberlerle dolu...

Hayatın her anında benzer olaylarla karşılaşıyoruz. Yardım isteyen gözler, yakarışlar ve bakışlarını çeken ilgisiz kalabalıklar...

Her birimiz giderek çok daha benziyoruz birbirimize. Duyarsızlıklarımız birleşerek insani duyarlılıklara karşı yıkıcı bir 'karşı güç' haline geliyor ha bire.

Sonra bir an geliyor, birine yardım etmek, bir soruna ilgi duymak çözümü için uğraşmak, sadece insan hakları kuruluşlarının 'işi' oluyor! İnsan; kendi sosyal hayatından, ilişkilerinden, etkinliklerinden çıkarıveriyor tüm bunları... Aştığını sandığı 'hayvan basamağının evrelerine' geri dönüyor...

* * *

İnsan insana karşı ilgi duymayınca, savaşa/şiddete karşı çok daha ilgisizleşiyor.

Akan kan karşısında yaşanan duyarsızlığın kaynağında da bu var aslında. İntihar etmek üzere olan insan karşısındaki tepkisizlik neyse, hangi sosyal psikolojik nedene dayanıyorsa; şiddete maruz kalan bir topluma karşı duyarsızlık da aynı nedene dayanıyor. Sokakta saldırıya uğrayan ve 'yardım edin' diye bağıran sesi duymazdan gelen, aynı biçimde savaşa hedef olan kadın ve çocukları da görmezden geliyor...

Hırsızlığa, yalana, yağmaya kayıtsız kalan, savaşın yarattığı yıkımlara da kayıtsız kalıyor...

Ve duyarlılık, belirttiğim gibi sadece 'mağdurların', savaş karşıtlarının, insan hakları kuruluşlarının, vicdani retçilerin ve sınırlı politik yapıların refleksi olarak kalıyor.

* * *

Neden mi?

Bunun sadece siyasal nedenlere dayanmayan çok daha başka nedenleri var.

'Hayvan basamağının tüm evrelerini aştık; bedenimizde bunların izlerini hâlâ taşırız. Örneğin insan cenininde hâlâ solungaçlar bulunur. Atalarımızdan anı olan bir dizi organlarımız vardır. Örgenleme düzlemimiz solucanları andırır, bizde sempatik sinir sistemi bulunur. Böylece beden ve sinir örgümüzün yapısında tarihsel soy kütüğümüzle karşılaşırız. Geçmişin izlerini taşıyan ruhumuz için de bu böyledir.' (Carl Gustov Jung)

Yani insan evrimini önemli oranda tamamlamış da olsak, hâlâ geçmişten izler, özellikler taşıyoruz ve ruhsal olarak da kendimizi aşmış, uygarlaşmış değiliz.

Bu da insan doğasına aykırı olan savaşa ve şiddete karşı ilgisizliğimizi tetikliyor. İnsanın en temel sorunlarından kaçmamıza yol açıyor. İnsani olmayan inanışlara, düşüncelere, politik tepkilere yöneltiyor.

Ve yine C.G. Jung'un dediği gibi 'Günümüzde bizi tehdit eden tehlikelerin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz. Tehlike insanın ruhundan kopmuş olmasında...'
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.