| |
|
|
|
İstatistikler |
|
Ziyaretçi: 138126
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa Yazarlar TÜKENİŞ: YENİ BİR BAŞLANGIÇ MIDIR?
|
TÜKENİŞ: YENİ BİR BAŞLANGIÇ MIDIR? |
|
|
|
Yazar İdris Köylü enternasyonalforum
|
|
02/06/2010 |
Bahar, çelişkili duygular yumağı gibi avuçları içine alıyor insanı. Açmazdayım. Kendimi, çıkışı olmayan örümcek ağının içinde hissediyorum. Örümceğin zehrine karşı korumaya alıyorum vücudumu, ellerimle yüzümü kapatıyorum. Bütün vücudum yüzümden ibaret, sanki diğer parçalar bana ait değil, ya da sanki yüzümü koruyabilirsem bedenimin diğer uzuvlarını da korumuş olurum diye düşünüyorum. Daracık alanda çırpınıp duruyorum. Belli belirsiz cisimlerin flu görüntülerinden cesaret almaya çalışıyorum ne ve kim olduklarını bilmeksizin. Siluetler yavaş yavaş belirginleşmeye başlıyor, bana yansıyan görüntüleri korkunç. Rahatlık ve kaygısızlıktan öte, bu halden “memnun oluşlarından” şaşkınlığım gittikçe artıyor. Ürpererek yarım yüzlerine dokunuyorum. Her dokunuşta yüzlerinin bir kısmı yok oluyor… Önce küçük bir parçası geliyor elime, sonra bir parça, sonra bir parça… Her dokunduğumda yüzlerinin bir kısmı yok oluyor… Yanındakine dokunuyorum, ötekine, arkadakine, beridekine…. Hepsi hepsi… cüzzamlı yüzlerindeki cerahatlar elime bulaşıyor, gözlerinde daha önceleri var olduğunu sandığım ışığın yerini bulutsu bir tabaka almış, irin akıyor… Midem bulanıyor, hayır bulanmıyor da sanki yerinden sökülecek… Aldırmaz gülüyorlar, kahkaha atıyorlar, çığlık atıyorlar teker teker, grup grup…Habire çoğalıyorlar… Gittikçe çoğalıyorlar ve arkası önü görünmez bir kafileye dönüşüyorlar.. Gülüşmeleri sağır edici bir uğultu halini alıyor…. Tanıyor gibi oluyorum bunları, bazılarını sesinden, bazılarını mimiklerinden… Benim tanıdığım insanlar bunlar mıydı, şeklen benziyorlar, ruhen asla… Karar veremiyorum, endişeye kapılıyorum… Aklıma takılan soruların cevapları yok bu görüntüler karşısında…. Ben yanılıyor olmalıyım…. Şayet yanılmıyor idiysem, daha dün biz bunlarla yağmur yaş, soğuk sıcak demeden, açlığımıza açıklığımıza aldırmadan dağ bayır örümcek yuvalarını dağıtmak için yıllarımızı vermemiş miydik… Kentlerin bulvarlarında, kasaba meydanlarında, gecekondu, köy kahvelerinde örümceğin zehrine karşı insanları uyanık olmaya çağırmamış mıydık… Fabrika önlerinde “kardeşler” diye başlayan bildirileri dağıtırken örümceklerin ölümcül saldırıları karşısında ölümüne direnip, kimimiz sakatlanıp, kimimiz öldürülüp, çoğumuz tasavvur edilmez işkencelerden geçirilerek yıllardır hapis yatmamış mıydık… Bu kişiler bunlar olabilir mi… Kendimi asla bağışlamayacağım, asla, asla. Ben ne kadar kalbi kararmış biriyim… Beynim en iğrenç oyunlarından birini oynuyor olmalı bana… Hallüsünasyon görüyor olmalıyım… Kötü bir düş, bir kabus… Bu tertemiz insanlar geldiler de şimdi yüzlerini örümceğin zehrine teslim ettiler…. Ben çok kötü bir insanım, aklınızın, havsalanızın alamayacağı kadar kötü… Adımı söylüyor biri ağzından salyalar saçarak. “Sen hala orada mı kaldın” diyor… “Biat et örümceğe, rahat bir hayatın olanaklarını tepme”… “ Ne çektik biliyorsun, dünya değişti, artık küresel örümceğin ağları içindesin, çaban boşuna,inadın boşuna”… “Katıl bize, örümceğin nimetlerinden yararlan”… Bu nimet dediğiniz zehir diyorum, yüzünüzde bakılacak yer kalmamış, gözleriniz bulutsu bir tabaka, irin akıyor her yanınızdan, leşten beslenen akbabalardan farkınız kalmamış…. Sizi tanıyorum diyorum, “evet ama diyorlar şimdiki biz o zamanki biz değiliz…” Yanılmadığımı anlıyorum, tanıyorum bunları. Nereden ve nasıl bu ağın içine düştüklerini sormuyorum artık… Sözümü bitirmeden gırtlağıma sarılıyorlar, akbabaların leş gagalaması gibi gagalamaya başlıyorlar… Korkuyorum, çok korkuyorum… Canım acıyor… Garip… Gagalarının bütün şiddetli vuruşlarına rağmen etimden bir parça bile koparamıyorlar… Sadece canımı yakıyorlar… “Karşımızdasın diyorlar”… “Karşınızdayım diyorum”… Darbelerden sersemledim, sadece korunmaya çalışıyorum saldırılarından…. Nasıl olduğuna pek akıl erdiremediğim bir şekilde ağda bir delik açılıyor… Küçük, küçücük bir delik… Gökyüzüne bakıyorum, mavi berrak, lekesiz… Evren bu çatının altında diyorum, örümcek ağının içinde değil… Ağ, asla evreni içine almayı başaramayacak… O sınırsız gök yüzünün bir noktasından esip örümcek ağının içine gizlice giren rüzgarın esintileriyle geliyorum kendime… Gülüşlerin kutsal bir ışık, bir güç,derman kaynağı oluyor takati tükenmiş bedenime…” Yaşam seni sınava çekti diyorsun, ya başaracaksın, ya da yüzüne cüzam illeti bulaşacak”… Yorgunum diyorum sana, çok yorgunum, direnmeye mecalim kalmadı… Seçim senin diyorsun, ya şu engin, sınırsız, sonsuz masmavi gökyüzü, serin rüzgârlar, ışıklı gecelerde birlikte söylediğimiz şarkıların hayatı, ya da örümcek ağı ve cüzamlı bir yüz… Ya biz ya onlar… Belli belirsiz, uyur uyanık düşlere dalıyorum… Masallarla büyüdün diyorum kendi kendime. Anka Kuşu küllerinden yeniden doğmadı mı, Prometenin kalbini her gece akbabalar parçalamadı mı?. Bugün yaşayan kim? Anka Kuşu. Bu gün yaşayan kim? Promete… Yaşam tükenme noktasında kendini yeniden mi doğuruyor, insan yeniden mi ayağa kalkıyor? Bir irkilmeyle kendime geliyorum. Güz rüzgarlarının saçlarını dağıttığı o sokaktan yürüyoruz yine, yüzünde övünç duyulası bir aydınlık, gözlerinde tanığı olduğum o mübarek gülümseme… Başını omzuma yaslıyorsun, ince usul bir sesle konuşuyorsun, ağır ağır.. Dalgınlığımı soruyorsun, “halsiz görünüyorsun, yüzün sapsarı, üstelik iki saattir de hiç konuşmadın” diyorsun, yine gülümsüyorsun.
GÜZ DEFTERİ
Kendini anlat diyorsun, gün ağarmadan Gecenin diliyle seslen Rüzgârın gözüyle bak gözlerime/sıcak, esrik Varsın gurbete düşsün gölgen Yüzünü döndüğün yer sıla Kırılgan mevsimlere benziyorsun Zaman ve mekândan uzak.
Dalıp gidiyorsun varlığımdan habersiz Merdiven uzatıyorsun gökyüzüne Yıldızlara değiyor başın, gülüşün güneşe bedel Koçero sanıyorsun kendini/masum yüzlü eşkıya Issız koyakların hükümranı, sicili bozuk çingene
Kendini seyre çıkıyorsun karşı kıyılara Alaca karanlığında akşamların Şarapla yıkıyorsun patikaları Bir yanın gök gürültüsü Kelebek zarifliğinde bir yanın Nereden gelip nereye gidiyorsun, meçhul Bir nehir bilinmezliğinde Bütün hayallerin gerçek, bütün gerçeklerin yalan Silinip gidiyorsun zamanın gözlerinden Dudağından düşürmediğin ıslığın kalıyor geriye Bir de rüzgârlar.
Gecenin bitimindesin, günün ağarma vakti Dağlar mühürlendi, atın yorgun Ateşinin alevleri sönmekte Sesine ses vermiyor ipek şalda saklı hançer Düşlere yer yok bulvarlarda, caddelerde tay kişnemez Vurulmuş at iskeletleri yatıyor mavzer çattığın dağlarda Sığınacak neren kaldı Gökkuşağından başka Elimi bırakma, gölgen eksilmesin üstümden Mayıs yağmurlarında öp beni, seyrimize çıksın el âlem Düşlerin erguvan rengindeyim Seninle sürüyor seninle başladığım masal Bütün suçlarını bağışlıyor, kutsuyor bütün günahlarını Peşinden koştuğun ömür Bilirim iflah olmazlığını Aşka ferman neylesin Bahar yakışıyor sana |
|
|
|
|
|
|
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.
|
|