|
Kılıçdaroğlu için ülkenin iç politik gündemini oluşturan ve öncelikli olarak Kürtleri ve Alevileri kapsayan birçok sorunun çözümünde pozitif bir rol oynayacağı söyleniyordu.
AKP’nin mevcut politikası ile çözümsüzlüğü esas aldığı ve bu nedenle çatışmaların giderek çok daha kapsamlı hale geleceğine yapılan vurgular biliniyor. Olası bir alternatif olarak Kürt ve Alevi kökenli birinin devlet partisinin başına getirilmiş olması, sistem içi ‘çözüm’ arayışlarının bir yansıması olarak değerlendirilmişti.
CHP Kurultayında yaptığı konuşmanın içeriğine yönelik eleştiriler yapıldı. Fikret Bila ile yapmış olduğu röportajda neden Kürt kelimesi kullanmadığına ilişkin verdiği yanıtta: “Kürt demedim ama Türk de demedim, Çerkez de demedim. Etnik kimliği ve inançları siyasetin merkezine koymayacağım.” Egemen bir ulus olarak Türk demesine zaten gerek yok. Çünkü sistem içerisinde bütün güç ilişkilerini belirliyor. Devletin karakteristik özelliği Türklükten somutlaşıyor. Anayasa, Türk ulusunun varlığına göre hazırlanmış, sistemin bütün kurumsal yapıları, ‘ne mutlu Türküm diyene’ göre organize edilmiş. Eğitim sistemi de Türklüğe göre düzenlenmiş.
Kürt, Laz, Çerkez, Ermeni, Alevi, Süryani, Keldani, Hıristiyan vb. tanımlamalara girilmemesi, devletin uzun yıllardır sürdürdüğü inkârcı politikanın tam da kendisidir. Kılıçdaroğlu, ‘etnik veya mezhep esaslı siyaseti’ reddetmesini ‘solculuğun gereği’ sayıyormuş ve “önce insan” diyormuş! İnsani değerlere sahip olmak, uluslar arası evrensel insan hakları ilkelerini savunmaktır. Bu topraklarda yaşayan bütün ulusların, azınlıkların ve farklı dinlere sahip olanların eşit koşullarda yaşaması ve bunun yasal güvenceye alınması gerektiğini savunmayan birinin demokrat olması mümkün değildir. Kılıçdaroğlu önce bu gerçeği bilmelidir, bilmiyorsa öğrenmelidir.
Bu iki konuyu yok saymayı sistemle sürekli barışık olmanın bir faktörü olarak görüyor. Savunursa da, koltukta oturma şansısı olmadığının farkındadır. Kılıçdaroğlu söz konusu politikası ile hiçbir şekilde ‘sol’dan olması mümkün değildir. Katıldığı bir televizyon programında annesinin Türkçe bilmediğini, evde, Zazaca konuştuklarını söyledi. Türkiye hariç, dünyanın hemen her yerinde maternel-ana dilinin öğretilmesi bir zorunluluk haline getirilmiştir. Bu çocuğun en doğal hakkıdır. Ancak Kılıçdaroğlu kendi annesinin öz dilinin yasaklanmasından ve öğretilmemesinden yana tutum alıyor. Bir Alevi olarak, Dersim’de yapılan katliamları biliyor. Ama üç maymunlara oynuyor: görmedim, duymadım, bilmiyorum. Sonra hiçbir etnik kimlikten bahsetmiyorum diyor. Yaptığı ise Türk etnik kimliğini savunmaktır.
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde yaptığı konuşma tam bir ibretlik örneğidir. Bu konuşmanın içeriğine baktığımızda Baykal’ın ve Bahçeli’nin yeni bir versiyonu olduğunu çok rahatlıkla görürüz. “Terörle mücadelenin temel yolu ekonomiden geçiyor. Peki, açılım diye, herkesin arkadaşının etnik kimliğini sorgulayan politikaları kim üretti? Daha düne kadar hepimiz kim olursa olsun teröre karşıydık. Ama siz öyle bir politika izlediniz ki, cin şişeden çıktı. Herkes komşusunu sorgulamaya başladı. Nasıl böyle bir politikayı bu ülkeye getirebilirsiniz? Ülkeyi devralırken sıfır terör vardı. Terörle mücadelede dik kararlı ve ulusal karar takınmamız gerekir. Açılım diyorsunuz, neyi açacağını söylemekten korkuyorsunuz. Toplumsal desteğin alınmadığı yerde destek alınmaz.”
Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un danışmanı Doç. Dr. Nuran Yıldız’ın, Kılıçdaroğlu tarafından CHP’nin Parti Meclisine alınması, sanırım, Kürt politikasının arka planının nasıl örüldüğünü ortaya koyuyor. Kürt ve Alevi kökenli Başkanın izlediği Kürt politikası çok açıktır ki, genelkurmay patentlidir. Başbuğ’un mantığını kullanıyor. AKP’yi de Kürt açılımı yapmaya teşebbüs ettiği için eleştiriyor. Ama şu sıralar Dersim dağlarında yaşanan fiili savaşa dair tek kelime söylemiyor.
Kılıçdaroğlu’nun bu söyledikleri bin kez denenen ve her defasında başarısızlıkla sonuçlanan bayatlamış görüşlerdir. Rahmetli Bülent Ecevit, 40 yıl önce ‘Kürt sorunu yoktur, Güneydoğu’nun feodalite sorunu vardır’ diyordu. Feodalite çözüldü, küreselleşme başladı, Kürt sorunu hala devam ediyor. Özal, Demirel, Çiller, Yılmaz, Erbakan ve en sonunda Erdoğan da aynı şekilde, Kürt meselesini ekonomik ve güvenlik sorunu olarak gördüler. Politik yönelimlerini de buna göre yaptılar. GAP projeleri kurdular, 80 bin korucuya maaş bağladılar, milyarlarca dolar harcadılar, askeri gücünün yüzde 60’ını Kürt bölgesine gönderdiler, tanklar, toplar, uçaklarla her gün bombalıyorlar. Ancak tek bir adım ilerleyemediler. Şimdi, CHP’nin çiçeği burnundaki Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da aynı kervana katıldı. Hepsi ezberlemiş nakaratı tekrarlamaya devam ediyor. Kimse ezberi bozmak istemiyor.
Kürt gerçeğini yok sayarak, teröre indirgeyerek, ekonomik sorunmuş gibi yansıtarak bu sorunun çözülmeyeceğini bir gün öğreneceklerdir. İçlerinde ezberi bozacak birileri çıkar mı bilmiyorum. Ama Kürt halkı ezberi çoktan bozdu.
Sorunun çözümünde demokratikleşme zorunludur. Kılıçdaroğlu dahi, hiç kimse bu gerçekten kaçamaz. sendika.org |