|
Bir yanıştır bu, bir ses duyurma. Kimleri nasıl sevdik?
Önce ana babamızı varsa kardeşlerimizi, anne baba kardeşlerini sevdik. İlgi alanlarımız gelişmeden biberon ya da taslağı olan şeyleri sevdik. Paylaşılamadan oynayamıyacağımız için arkadaşlarımızı sevdik. Bir kenarda dururken birileri gelince kıymete binen oyuncaklarımızı sevdik. Yeni giysiler alındığı için bayramları sevdik. Bize meyve veren ağaçları, güzel kokan, güzel görünen çiçekleri sevdik. Yağmuru, karı sevdik. Karda kışta, kaynar yazda çocuk oyunlarını sevdik. Çamurdan kurutulmuş misketlerimizi sevdik. Gün oldu sümüklü oğlanları, biz saçaklı kızlar sevdik. Oyunlarımız, oyuncaklarımız gibi lokmalarımızı da komşularımızla paylaşmayı sevdik. Zaten kapılarımız ya bir yere giderken ya da gece yatarken kapatılırdı. Neymiş o öyle kilit üzerine kilit. Tebeşir silgi kokan okullarımızı sevdik. Yerli malı kutlamalarını sevdik. Sıfırcılar hariç tüm hocalarımızı sevdik. Oyunları sevdik. Başımızı okşayanı sevdik. Okullar arası yarışmaları sevdik. Sevgilerimiz bedelsizdi. Ya da büyüklerimiz bize hisettirmemiş, öyle sanırdık. Canlar meğerse neler çekmiş. Sonra bütün sevdiklerimizden bedeller alındığını kafalarımıza vura vura öğrettiler. Talim Terbiye (Teori-Pratik) kitabımızın adı sosyetekleştiğimizden Adab-ı Muhaşeret (yeme, içme, kılık kıyafet görgü kuralları) oldu. Sonradan da Din ve Ahlak. Yani dinin olmazsa ahlakın da olmaz. Uslu vatandaş olmamız için işkencehanelerde keşler terbiyeler ettiler. Yarışmalarda eşek yüküyle sopa yiyenlerin, göz göre göre birinci ilan edilmelerini, adamını bulanın karnının doyduğu, sadece birilerini patlıyasıca doyurmak için hep üretenleri, hep de onların çocuklarının savaşlarda ön cephede olduğunu öğrendik. Parmağında şeytan tırnağı çıkanların askerlikten raporla nasıl muaf tutulduğunu okuduk. Hep ürettik, hep ürettik. Hiç durmaksızın birilerinin ceplerini, silah sanayi depolarını doldurmak için çalıştık. İlim, bilim, sağlık, insandan önce hep onlar vardı. Tarihi, sanatı, bilimi, ilimi bizler yazdık, onlar oynadı. Silah depoları, enerji depolar biz ürettikçe boşaltıldı, eritildi. Buhar olup insanlığın ve ekolojik dengenin üzerine karabasan gibi çöktü. Doymak bilmeyen ağzı açık canavar ağır silah, hafif silah demeden hepsini yuttu. Ürettiklerimiz alev topu olarak bizlerin üzerine püskürtüldü. Biber gazlarını bizlere ürettirdiler. Böcek ilacı gibi yine bizlerin ağzına burnuna sıkıldı. Hem de onun bunun ardına ötesine berisine takılan aramızdaki seçilmişler tarafından. Bizler bu canavarın dolmayan, doymayan midesini doldurmak, acımasızca eritilmesi için mi yaratılmıştık? Bir ömür sahibine yük taşıyıp, yaşlanınca hayvanat bahçelerinde yırtıcı hayvanların önüne atılıveren eşekler yerine konulduk. İşe alınırken bizden istenilen sağlık raporlarıyla gittik. Hayvan pazarı gibi dişimizden neyimize kadar bakıldı. Sapasağlam başladığımız işlerden kırıla döküle sakatlana emekli olduk ya da maaşlarimızı alamadan kavrulduk gittik. İyi hal raporları istendi. Anamızı avradımızı çocuğumuzu tepeden pazarlayanlar tarafından. Henüz doğan ya da doğacak olan bebelerimiz boyunlarında bilmem kaç milyon dolarlarla yeni dünyalarına merhaba diyecekler. Evlatların da mı onların ağzına körpe lokma, ucuz emek olacaklar. Yürek ol da gel dayan. Herşeye rağmen insanlık yılmadı, yılmıyor. Kazanılacak şafağın, sevdasının peşinde ölümüne yürüyor. Kuşlar uzaklardan bir türküyü taşırlar kulaklarına. Hani yağmur sonrası dağlardan esip de gelen ürperti gibi. Hani kaybettiklerin bir ağaç arkasından "sobe" diye kahkahalarla koşuverecekmiş gibi. Yamaçlarda uçuşan kelebekler gibi. Tüm diyezler, bemoller, notalar asıldığı tellerden kopup güzel bir çiçeğin kokusuna takılmış. Hepsi tam dibinde. Uzat kollarını. Sarıl sıkıca, çek ciğerlerine. Çok uzak yoldan geldiler. Sanki o yağmuru o fırtınayı o kuşlar yememiş. Masmavi gökyüzünde teleklerini uçuştura uçuştura taklalar atar, çapkınca cilveleşir. Gelir omuzlarına renk renk konar. Nefesinle soluklanır çırpıntıları, kalp ağrıları. Fısıltıdaki çağlayandır aşkı, okyanusları ürkütür..Sessizlik önünde selam durur. Masumdur o an. Bebeğin uykuda gülümsemesi gibi. Melekler annesini sevince öyle gülermiş. Koklayarak bir busecik kondur yanağına... Onlar için, hep onlar için. İnsanca, insan onuruyla yaşamak için. Ben seni sevmişem EYVAH ! elbet var bir bedeli. var da, senin haberin varmı? |