Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 484200
Ana Sayfa
Sokaklarda; Gündüzleri Elinde Fenerle Dolaşıp, 'İnsan Arayan!' Bir Deli Yazdır E-Posta
Yazar Anonim   
13/06/2010

 "Atina sokaklarında bir deli, adı Diyojen... Sinop doğumlu, bir çöp bidonunun içinde yaşayan, kendi kendine yetebilme adına her şeyden kendini soyutlayarak, mutluluğu sadece ve sadece bilgelikte, bilgeliği ise ahlaklı olmakta aramaya kendini adamış bir adam.

Gündüzleri elinde fenerle insan aramaya çıkan bir deli...

Ben canavarlar ben hayvanlar görüyorum insan nerde, insan nerde! diye haykırıp durmuş. Deli demişler adına kurtulmuşlar. Artık o ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın kimseyi incitemez.

Çünkü o bir deli artık. Anlayamadıkları ve rahatsız oldukları bir şeyden kurtulmak için deli diyip Diyojen’e, kale alınmaması için bir sebep bulmuşlar. Sokaklarda fenerle insan arayan bir deli... Kim kale alır ki bu deliyi?

Ben mutluyum, hiçbir şeye ihtiyacım yok, beni mutlu etmek için gereken her şey benim içimde diyen, çeşmeden avucu ile su içen bir çocuk gördüğünde, elindeki su çanağından utanıp “Bu çocuk bana gereksiz bir eşyam olduğunu öğretti” diye haykırarak, elindeki çanağı yere vurup kıran bir deli.

Bunu bir deliden başka kim yapar?

Diyojeni görenlerin sesleri geliyor kulaklarıma, alaycı kahkahalar arasında: “Yazık etti o çanağa, bu adam delirmiş. Hem sen deliysen çanağın ne suçu var ki bunda. Deli bu deli, bak işte boşuna kaçmıyorlar bu deliden” ve kimilerine göre aynı zamanda serseri.

Bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaştığında mağrur adam, hor gördüğü filozofa: “Ben bir serserinin önünde kenara çekilmem” dediğinde; Diyojen kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı vermişti: “Ben çekilirim!”

Büyük İskender'e bile meydan okuyacak kadar cesurdu. Bir gün; denizin kenarına çırılçıplak uzanmış güneşlenirken, yanına yaklaşan Büyük İskender’i kale almayarak yerinden bile doğrulmamıştı. Büyük İskender, kendisini ısrarla tanıtmasına rağmen, Diyojen oralı bile olmadı. Yanındaki adamlar Büyük İskender’in büyük bir ceza vermesini beklerken; bu adamın cesareti hoşuna gitti ve “Dile benden ne dilersen, her ne istersen alacaksın” dedi. Diyojen kafasını kaldırarak; “Şu güneşe gölge etme, başka ihsan istemem” diyerek tokat gibi bir cevap verdi. Dünyadan maddi hiçbir beklentisi yoktu çünkü. Ve gitgide yalnızlaştı.

Oysa tecrit edilmedi Diyojen, kendisi kaçtı. Bir çöp bidonunun içinde yaşamak bile içinde bulunduğu topluma bir şamardı. Bilmem üstadın belki başka bir amacı vardı ama. Ben bunu ilk öğrendiğimde öyle sarstı ki beni, hayranlığım daha da arttı. “Sizin aranızda yaşamaktansa, bir çöp bidonunun içinde yaşarım, çöp bile beni kirletemez, sizin kirletebileceğiniz kadar” demek istemiş olabilir miydi? İhtimali bile bir atom bombası şiddetinde değil mi? Yaşadığı her gün yeni bir tokat, o çöplüğün içinde aldığı her nefes bir utanç insanlar için.

İkinci bölüm. Diyojene sesleniş!

Diyojen, seni anlıyorum, ama ya sen beni anlayabiliyor musun? Benim zamanım da sen yaşasaydın ne yapardın? Senin zamanında altı aylık kız çocuklarına tecavüz ediliyor muydu? Filistin’de veya dünyanın başka herhangi bir yerinde, kundaktaki bebeğin kafasına kurşun sıkılıyor muydu? Evlerin kapısına dokuz kilit atılıp, üzerine bir de demirden sürgü çekiliyor muydu?

Korkuyor muydu insanlar aşkı yaşamaktan? En güzel sevgi cümlelerinin bile üzerlerine işenip, üzeri toprakla kaplanıyor muydu? Ve insanlar toprağin altından gelen bu pis kokuyu duyamayacak kadar kalplerinden uzaklaşmış mıydı? Hiç utanmadan, gözlerinin içine baka baka insanlar böylesine fütursuzca yalan söyleyebiliyor muydu? Vicdan bu kadar uzakta mıydı ne olur söyle! Ve sırf bu yalancıların! bu kelimelere ihanet edenlerin yüzünden, seven bir adam güzel bir cümle söylediğinde, buna da yalan gözüyle bakılıyor muydu?

Ah! Kelimelere ihanet ederek en büyük kötülüğü yaptınız siz insanlarım! Sizi artık kim kurtarabilir! Acım size, bedduam sizin üzerinize olsun ve kim ki hissetmeden bir aşk cümlesi kurarsa bundan sonra, sonsuzluğa ulaşamayıp kaybolup gitmek, en büyük cezanız olsun!


Ah Diyojen şimdi anlıyor musun beni? Nasıl yandığımı, kalbimin içindeki korları görebiliyor musun? Bir esinti bile yok ki rahatlayabiliyim. İçinde huzura erebileceğim bir çöp bidonum bile yok Diyojen!

Halimi görmüş olsaydın eğer, kelimelerinden utanırdın değil mi! Utancından tek kelime bile edemezdin, susardın saygından, kendi acından utanır, şükrederdin haline. Ama boşver şimdi bunları. Gel yanıma Diyojen… Utanma ne olur. Utancın beni daha da üzer. Kaçırma gözlerini benden. İkimizde acılı, ikimizde insanız. Senin acın sana büyük, benim acım bana büyük Diyojen! Kim daha çok acı çekti? Tartısı yok ki bunun. Sen benim dostumsun. Mabetlerimden birisin sen Diyojen.

Tıpkı Raskolnikov gibi, seni de aylarca içimde taşıdım. Nasıl da Raskolnikov olmuştum aylarca? Ah Raskolnikov! Seninle birlikte tavan arasında ışıksız kaldım. Kireç kokan kitapların arasında sen yaşadın, ben seninle yaşadım. Sen tefeci kadını öldürdün, ben de senin onda öldürdüğünü kendi içimde öldürdüm. Seninle birlikte sayıkladım Sonyanın adını. Sefaletime senin sefaletinden asitli gözyaşları ekledim. Senin yalnızlığını kendi içimde ikileştirdim... Marmeledov’un söyledikleri dün gibi aklımda: “Yoksulluk ayıp değil mösyö, peki ya sefalet”…..

Sen bir fahişeye aşık oldun, ve bana bir fahişeye aşık olunabileceğini sen öğrettin. Hastaydın sen Raskolnikov kana susamıştın! Beni de susattın. Ve seninle birlikte vurduk o tefeci kadına bıçak darbelerini. Ellerimizdeki kanları birlikte yıkadık. Ne yapabiliriz diye birlikte düşündük. Tavan arasında sabahlamalarımız, ellerimizi ovuşturmalarımız. Dışarıda gördüğümüz her yüzde bir anlam arayıp, acaba biliyorlar mı? diye korkmalarımız…

Sen benim dostumdun Raskolnikov, aynı Diyojen gibi... Bir roman kahramanı değildin sen benim için. Etten kemikten insanlardan, daha insandın!... En az sen de Diyojen kadar gerçektin benim için. Ve en az onun kadar sen de acı çekiyordun.

Yoktu hiçbirimizin farkı birbirimizden. Dante’den, Platon’dan, Zola’dan, Sokrat’dan, Nietzcheden’den, Dostoyevski’den, Goethe’den… Hepimiz dosttuk. Çünkü hepimiz acı çekiyorduk!

Ve birbirimizin omuzlarına başlarımızı koymuş… yan yana dizilmiş…ağlıyorduk…

şirince

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.