Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 484148
Ana Sayfa
Geleceğimiz için, savaşa hayır, barışa evet Yazdır E-Posta
Yazar Dr. Mustafa Peköz   
22/06/2010
Kürt tarafı yıllardır barış dedi, sabırla bekledi, onlarca gerilla yaşamını yitirdi, barışta ısrar etti. Askeri güçlerini ülke dışına çekti, bu süreçte 500’e yakın gerilla yaşamını yitirdi. PKK, uzun bir süre, aktif hareket halindeki güçlerini bir bakıma pasifleştirdi. Devletten sorunun çözümü için bir adım atmasını istedi, ancak hiçbir adım atılmadı. Atmak istediği bütün adımların arkasında ise ‘çok yönlü’ bitirme vardı.

Kürt tarafı, barış dedikçe, zayıflık olarak algılandı. Talepler minimum düzeye indikçe saldırılar arttı. Göreceli sakin bir ortamın oluşmasının öncülüğünü Kürtler yaptı. Buna rağmen, bitirmekten bahsetmeye devam eden devlet, politik süreci okumak istemedi.

Yaşayıp büyüdüğümüz coğrafyada savaş bütün şiddetiyle tırmanmaya başladı. Bugünkü tabloya baktığımızda gelecekte nelerin yaşanacağını görebiliyoruz. Her gün genç insanlar yaşamını yitiriyor. Sorunun çözümü için gerekli politik adımlar atılmazsa, ölümler artmaya devam edecektir.

Biliyoruz ki, savaş hüzündür, umutların parçalanmasıdır. Yürek açısıdır. Savaş çocuk dünyasını karartılmasıdır, annelerin gözyaşlarının akmasıdır. İnsan psikolojisinin bozulması ve geleceğin yok edilmesidir. Uzun yıllar savaş içinde olan topluluklarda ekilen kin ve nefret tohumu yıllarca sürer.

Tarihimizi okuduğumuzda, Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın yıllarca savaşlarla kavrulduğunu görürüz. 21. Yüzyıldayız, halen yüreklerimiz yanıyor. Bu coğrafyada katliamlar yapıldı, jenositler gerçekleştirildi. Yüreği temiz halklar sürekli açılar yaşadılar, yüz binler yok edildi. Bütün bunlar sorunları çözmedi. Tersine katmerleşerek geleceğe aktı. Bugüne gelindi, yine kan ve gözyaşları dökülüyor. Savaş devam ediyor. Sorunlar bin yıl önce neyse şimdi de aynı yerde duruyor.

Kürt gerilla güçleriyle Türk devletinin askeri güçleri arasındaki çatışma yoğunlaştıkça, soruna barışçıl çözüm bulunmadıkça, evlere ölüler gelmeye devam edecektir. Bir Kürt annesi de, bir Türk annesi de ölüme ağlamaktadır. Yürekleri yananlar, acıları hissedenler evlatlarını kaybedenlerdir. Yürek acısının dili, dini, etnik kimliği olmaz.

Savaştan beslenenler, onu bir rant merkezi olarak görenler hiç şüphesiz ki savaştan yana olacaklardır. Barış onları korkutur. Barışın engellenmesi için bütün barış olanaklarını yok sayarlar. Barışın adalet ve özgürlük olduğunu bildiklerinden, kulaklarını kapatırlar. Halkların eşit koşullarda özgürce yaşandığı bir ortamda savaş yoktur. Halkları birbirine düşman etmek için savaştan ısrar ederler. Birini diğerinden üstün görmek için yoğun çaba sarf eder. Halklardan birine özgürlük vermiş gibi yapar, diğeri inkâr eder, dilini, kimliğini yok sayar. Birine özgürlük diğerine köleliği verirken, aslında halkları birbirine düşman ederek her ikisini de köleleştirir. Bunun için savaşı bir yaşam tarzı olarak seçer, uygular.

Umutların tükendiği, savaşın dilinin geçerli olmaya başladığı bir anda, yürekli insanlar barış diye haykırmasını bilmelidir. Barış talebini yükseltmek, zor dönemlerin işidir.

Barış zor olanı başarmaktır. Dost olmayı becermektir. Halklar arasında kardeşliği örmektir. Bu coğrafya da savaşın yükseldiği bir anda, barış talebinde bulunmak, en büyük insani görevdir.

Anadolu ve Mezopotamya topraklarında başlayan ve sonu büyük acılarla yol açacak savaşın durdurulması ve adaletli, eşit bir barışın sağlanmasını istemeliyiz.

Ortak kültürel ve tarihsel değerlerimizin oldukça çok olduğu coğrafyamızda, halklar arasında her türlü ayrımı ortadan kaldıran, eşitlik ve adalet duygusunu geliştiren, özgürlükleri pekiştiren bir barıştan yana olmalıyız.

Kanın akmaması, genç insanlarımızın ölmemesi için, savaşan tarafların en kısa zamanda karşılıklı ateşkes yapmasını ve sorunun çözümü için diyalog sürecini başlatmasını talep etmeliyiz.

Bu coğrafya’da namuslu, dürüst, umut dolu, özgürlükten yana olan insanların sayısı hiç de az değildir. Gelecek için güzel şeyler söylemek isteyenler, bugün harekete geçmek zorundadırlar.

Özellikle toplumun aydın olarak gördüğü insanlara büyük görevler düşüyor. Yazarlar, politikacılar, gazeteciler, sendika ve kitle örgütü temsilcileri, yüreği yanan anneler, babalar, kardeşler, bu savaşı durdurmak için bir şeyler yapmalıyız.

Toplumun elit kesimi olarak görünen ve kendisine roller biçenlerin, toplumsal sürece müdahale etmeleri gerekiyor.

Savaşın yoğunlaştığı, ölümlerin arttığı bu kaos ortamında, barıştan yana olmak, cesur ve onurlu bir görevdir.

Bu süreci durdurmak için yazarlar-gazeteciler-aydınlar sadece yazmakla uğraşmamalı, fiili pratik olarak sürece müdahale etmelidirler. Bunun için somut adımlar atmalıyız.

Barış Meclisleri, Aydın İnisiyatifleri, Demokratik Kitle Örgütleri en kısa zamanda gerekli örgütlenmeyi yapmalıdır. Kişi olarak, savaşın durdurulması, çok daha fazla insanın ölmemesi ve onurlu bir barışın önünün açılması için üzerime düşeni yapmayı bir insani sorumluluk olarak görüyorum.

Bu yazı, sorumluluk bilinci içinde olan hepimize yönelik bir çağrıyı içeriyor. Az sayıda da olsa, onurlu olanlar birlikte hareket ettiklerinde güçlü bir ses çıkarabilirler.

Özellikle Avrupa’da yaşayanların çok daha öncelikli sorumluluk alması gerekiyor. Birlikte güç oluşturmak ve savaşa karşı barışı güçlendirmek isteyen bizler, çok şey yapabiliriz. Karşılıklı iletişimler kurarak, en kısa zamanda Avrupa genelinde ortak toplantılar örgütleyip, savaşa karşı barış eylemleri için bir planlama yapalım.

İnsanlarımızın ölmemesi için sorumluluk alalım.

Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.