|
Yine göçük, yine gençlerin ardı arkası kesilmeyen ölüm haberleri...Ve yine "Devlet Madalyalı" tutuklular... Yandım Allaaaaah, öldüm anam ben öldüm koşuşturmaları arasında evladının ölüsünü arayanlar çarpar gözlerden beyinlere. Yürekler kanlarını başka yerlere pompalar. Yalandır yaşam. Boştur bomboştur. Zaman durmuştur. Koltuğunun altına aldığı arda kalan evlatlaryla, yada sığındığı bir sıcaklıkta yaşam arar insanlar. Sevdikleriyle koca bir nefes dolusu yaşam. Artık kadınlar, erkekler diz dizedir. Eller dizleri göğüsleri döver de döver. Parçalar bedenini belki kanı bir yol bulur da sevdiceğine hayat verir. Yok yok, giden gelmez. Onlar üretip yiyemedikleri ekmek için ölmeye motive edilmişlerdir. "Al da bayrağı, düşman üstüne" .Ya da şehitlik şerbetini gümüş tepsilerden içeceklerdir. Kevser şarabını, hurilerden arda kalan tevbekarlar içsin. Kazakistan'ın başkenti Astana'da zaman zaman -40 dereceye kadar ulaşan soğuklarda inşası yapılan Han Çadırı'nda zor iklim şartlarında çalışan işçileri kritik zamanlarda motive etmek için zaman zaman Mehter Marşı çalıyorlarmış. "Allahü ekber, Allahü ekber. Ordumuz olsun daim muzaffer"... Forsa'lar düşüyor aklıma. Hani ayakları birbirlerine zincirli yarı aç yarı çıplak köleleler. Kös eşliğinde güm güm her vuruşta küreklere bir daha bir daha asılanlar. Davul ne kadar hızlı gümbürderse o kadar asılınılan kürekler. Hah hı, hah hıııı. Güneşin altında. Yada kapalı devasa kayıklarda. Kendileri gün yüzü görmeden, nereye gittklerini bilmeden ha bire kürek çekenler. Kimileri sözüm ona korunaklı olur. Uzaktan bakınca sadece kütüklerde açılmış deliklerden bir aşağı bir yukarı inip kalkan denizi yara yara giden kürekler olmasa içinde canlıların olduğuna inanamazsınız. Hah hııı sesleri de duyulmaz. Kör kuyularda gider geliirler. Birilerini gezdirir, yada asla kendilerine dönmeyecek savaş ganimetlerini efendilerine taşırlar. Şimdi devir değişti. Forsaların kürek şıpırtıları, hah hııı sesleri, uluslararası harç-tuğla, harç-tuğla seslerine karıştı. O zamanlar davullar gümbürdüyormuş. Tabiki en büyük pay davulcuya. Onları iyi çalıştırıp, patlıyan gümbürtülerle onları iyi motive ettiği için. Her millet işçisini, askerini kendi geleneklerine göre motive ediyor. Fransızlar trampetlerle, iskandinav ülkeleri gaydalarıyla kendileri için çalışacak, dövüşecek gladyatörlerine "ver coşkuyu" emriyle iş ve savaş alanlarına yolluyor. "Davadan döneni vurun" emri işliyor. Vursunlar ki asiller daha iyi yaşasınlar. Ülkeler, insanlar yakılsın, yıkılsın ki; iş buldum diye, açlar ordusu ekmek derdine oraları istila etsin. Prangaları; gırtlaklarını her daim sıkan ekmek, bir de hasretine kavuşamama belası. "Agu Yemendir Gülü çemendir Giden gelmiyor Acap nedendir" den sonra, Sezen Aksu'nun karaağaç ağıdı takılır dudaklara "Yar gidiyormusun? Gitme; içimde bir korku var Biliyor musun? ... Gurbete giden Döner mi dönmez mi belli değil.. Ben bir ağaç gölgesi buldum. Cebimde ümitlerim. İnsanoğlunun ümitleri, dilekleri hiç bitmez. Kara madenin galerilene "KORU BİZİ ALLAHIM" yazarlar. Ümitlerini ceplerinde baretlerindeki ışıklarda, iş makinalarında, malalarda, tuğlalarda, gurbetlerde, hasretlerde taşırlar. Ne kadar bomba, o kadar yıkıntı. Ne kadar yıkıntı o kadar iş, ekmek ekmek, EKMEK. Kazakistan'da Han Çadırını kuracak olan Antalya'da mimarlık bürosu olan Aytekin Güntekin Antalya' da Gilan Kuyumculukta tezgahtarlık yapan Fettah Tamimce'yle tanışmış. Gilan Kuyumculuğun zamanla Rixos Oteller zinciriyle anılacak konuma gelmesi için de Allah "yürü ya kulum" demiş. Demeseydi onca işsiz nasıl sebeplenecekti. Gilan Kuyumculuk'u hiç de hafife almamak lazım. Kalitesiz mal satsalardı, meşhur ses sanatcımızlardan birinin gözdelerinden olur muydu? Evlliği süresince 347 bin 407TL mücevher satın alır mıydı? 08.02.2006 tatihlerinde 2,5 milyon dolarlık mücevherleri çalınıp da gazetelere düşer, züğürtlerin çenesini yorar mıydı? Mücevher deyip geçmeyin yüz milyar yüzükle eski reisi cumhurumuza damat olacak ilkokul mezunu kuyumcuya da Allah, yürü ya kulum demediği için yürüyemedi. Hem dükkanı soyuldu. Hem de göz koyduğu kızı davulcuya kaptırdı. Daha yakında; komutan eşleri bile, "şöyle bir bakıp geri verecem dedi, inkar ediyor, mücevherlerime el koydu geri vermiyor", "yalan-doğru" diye birbirlerini yediler. Yeminle, kocaman tirajlı gazetelerin yalancısıyım. Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbay, kendisine sıradan projelerle gelinmemesini istemiş. Bizim işçilerimiz tersanelerde, maden denilen kara deliklerde, kaynar kazanlarda çalışkanlıklarıyla ün salmışlardır. Dünyaya, turizimimizi en kaliteli reklamlarla onlar tanıtır. Bilmedik ülkelerde kan verirler, can verirler. Eksi 40 derecede neymiş. Bu işi en iyi şekilde başarırlar. Yeter ki, nedir bizi bu hale koyan diye sormasınlar. Eeee, yetti bu kadar mola... Haydi artık, motive edelim şunları, kös vursun. Mehteran hasssdursun. " Haydeen, Yaa Allah. Ceddin deden, neslin baban. Hep kahraman...." |