|
Hem gaza hem fene basıp gıyyyıkk sesiyle arabalı olduğunu etrafına göstermek nasıl bir duygu? Bence, içindeki gizli ezilmişliklerin dışa vurumundan başka bir şey değil. İçindeki ruhsal çöküntünün yaşam hırsıyla dışa vurumu. Metalik patlama, sürtünme sesiyle kendini gizleme. Ya yanan lastiğin denizleri yakıpta kolay kolay geçmeyen kokusu. Adama tahtası eksik derler. Kesinlikle kafadan çatlak. Robocop denilen yarı insan yarı polis de öyle. Kötülerle mücadele ederken parçalanıp metal estetiklerle ayağa kaldırılan polis. Bedenini parçaladılar. Metallere büründü ama ruhuna asla sahip olamadılar. O artık çok donanımlı. Kolay kolay ölmez. Ancak, yağlammazsa paslanır. Arada rot-balans ayarı çekilir. Zamanımızda toplum polisleri beyaz baretimsi başlık ve yeşil elbise giyerlerdi. Tabiki nüktedan gençler hemen onlara FRUKO lakabını takmışlardı. Yeni çıkan beyaz kapaklı renkli gazozlara benzetirlerdi. Tam "..bunlar yine bir haltlar karıştırıyorlar.." diye haber alan frukoların gelişini önceden tüyo alan eylemcilerin gözcüler: "amaının, frukolar geliyor" diye bağırınca tekmil gençler kaçışırdı. Afişleme, pullama hak getire. Bazen şakalaşırlardı da. "Salla salla foşuuurt.". Foşurtlar da yani inkarcı değillerdi. Ellerine geçenleri iyi ıslatırlardı. "al sana foşurt, it oğlusu... koduuumun. Önceleri onlara "aynasız" derlermiş. "Karakolda ayna var, ayna var" şarkısını onlarmı çıkartmış bilmem ama Fosforlu Cevriye'de yanık yanık söylerler. Zamanımızda gelişe gelişe her kesimde olduğu gibi onlar da modernleşti. Çağa ayak uydurtuldu. Eski asyiş görevlileryle alakası olmayan saç sakal bıyık kıyafet gelişimleri oldu. Sadece, polis müzesinde falakacının bakışıyla şimdiki işkencecinin bakışları hiç değişmedi. Saçlar, bıyıklar gitti. Şükür olaki, bazı askeri dizilerdeki komutanlar gibi kaşları alınmadı. Düşünsenize, tekmil erat anadolu çocuğu. Saçlar bitlenmesin diye kellenmiş, eller; ot kırmaktan, ilkel alet edevat üretmekten nasırlanmış, çamur toprak karmaktan çatır çatır çatlamış yirmi- yirmiiki yaşlarında. Ve de komutanları kaşları alınmış bir metro-seksüel Özcan Deniz misali. Kim ipler...
Bizler, istemlerimizi yüce devlet-i ali'yeye duyurmak için çeşitli yollar denerdik. Tabii ki, başta sloganlarımız ve türkülerimiz geliyordu. Diyarbakır'lı halk ozanı AŞIK İHSANİ'nin ciğerinin feryadını ellerine oradanda sazının tam ortasını patlatırcasına vurduğu el yapımı penasıyka ve de gür sesiyle: ".. aç ölürüz, tok yaşarlar bu neden? Yıkılsın bu hale hükümet eden. Şorra doğu şorra batı demeden Güverinler salacağız yakındır.." Erdi yokuşlar yöneldik düze Boşuna bu çaba, bu engel bize İşçi köylü kendi meclisimize Biz kendimiz dolacağız yakındır.." ve.. "..Korkuyorlar korkacaklar korksunlar, Geliyoruz geleceğiz yakındır Kim nerede ne işliyor hepsin Biliyoruz bileceğiz yakındır. Bölüşmişler memleketin varını Gelsin hele bekliyoruz yarını Elimizin nasır balyozlarını Başlarına çalacağız yakındır. Din alp satmaya verdiler hızı Hele şu ağalık başlıca sızı Horlanıp savrulan haklarımızı Fitil fitil alacaız yakındır.." Deyişlerimiz hiç bitmedi.. l6 Haziran' l970 Büyük İşçi Ayaklanması'nın ardıdan okundu..Biz onu da türkümüzle dibine kadar yaşadık. " Düş değil hayal değil he hey de hey Yetmişbin işçim kalktı yürüdü Kokuşmuş düzene sahip çıkanın Alnının çatına çaktı yürüdü. Nasırlı ellerinde gürz gibi kini Güneş tepesinde bir kızıl sini Sağır beyinlere ayak sesini Paslı çivi gibi çaktı yürüdü. Yeter demek için patron karına Dev adımlarla selam verdi yarına İş başından cadde ortalarına Kükreyen sel gibi aktı yürüdü. O barış yerine kavgayı seçen Alnının terini su diye içen Kıyıda köşede eline geçen Demiri iki kat büktü yürüdü". Geliyor heeey bre dostlar geliyor. Koca halkım kalka kalka geliyor Yıkılası zorbalığın üstüne Her bir yandan aka aka geliyor. Yivli hançer gibi sıyrılmış kından Ne ölüm korkusu ne de bir zindan Ortaçağın kahpe karanlığından Kurun gibi çıka çıka geliyor. Poyraz yemiş sarı siyah yüzüne Her cümlesi küfür dolu sözüyle Çanağından çıkmış iki gözüyle Aç toprağa baka baka geliyor.. Köylüsü kentlisi toyu Bir elinde kitap birinde oyu Kendisinden olmayanları yo boyu Ateşiyle yaka yaka geliyor. Vakti gelmiş durmaz olmuş yuvada Bir ayağı dağda biri ovada Sağları rüzgarda eli havada Yumruğunu sıka sıka geliyor.. Şimdi stadlarda Fenerbahçelilerce söylenen "Yaşa Fenerbahçe", Timur Selçuk'un söylemiyle "l Mayıs ı Mayıs, İşçinin emekçinin bayramı" bizlerin marşıydı. Timur Selçuk aşağıdaki dizeleri de bizler için söylerdi. Odun kırıcıydı adı İlyas'tı Yanaştın yanına yüzünü astı İşin nasıl dedim, bir küfür bastı Arkasından baltasını biledi Bana bak arkadaş dedim. Dedi he? Sen bir vatandaşsın. Dedi he? Dedim kanun var. Dedi, çelil be. Arkasından baltasını biledi. Dedim ilin nere? Dedi, Van. Dedim çoluk çocuk? Dedi , sekiz can Dedim düzelecek. Dedi, ne zaman? Arkasından baltasını biledi. Dedim yoksulluğun ocağı söne. Açıldı gözleri atldı öne Dedim dur bakalım. Dedi ne güne? Arkasından baltasını biledi... Ve.. koca usta RUHİ SU.. .." OYSA EN GÜZEL EMEK İNSANIN KENDİSİDİR" diyen RUHİ SU. "..KOLAY MI KAN UYKULARDAN KALKIP NİNNİ SÖYLEMESİ.." l7. YY.da yaşadığı sanılan Kazak Abdal: eşeği saldım çayıra, der. Ruhi Su, erişilmez gürleyen sesiyle günümüze taşır... "Eşeği saldım çayıra Otlaya karnın doyura Gördüğü rüyayı hayıra Yoranın da avradını.. Münkir münafıktır soyu Dağdan tahta getirenin Yıktı harap etti köyü Mezarına götürenin Mezarına bir tas suyu Talkınını bitirenin Dökenin de avradını. İmamın da avradını Müfsiden bir de gammazın Kazak Abdal söz söyledi Malı var da yanamazin Cümle halkı dahleyledi İkisinin meyyit namazın Sorarlarsa kim söyledi Kılanın da avradını. Soranın da anasını..." Derince kazın kuyusun İnim inim inleyesin Kefen dikmeye iğnesin Verenin de avradını. Nerelerden aktım geldim. l970 lerin İşkencecilerinin gözlerinden girdiydim. .. Biraz da tarih karıştıralım.. "Yeniçeri (devşirme askerler) ağası Süleyman ağanı arpalığıymış. Sadrazama bağlı çalışan elemanlar oraya kaydırılırmış. Bunlar acemi oğlanlara falakalarını taşıttırırlarmış. Okullarda gelenek olan falakanın nasıl sakat bırakmadığına teknolojiyi üstün kılan Avrupalı seyyahları bile hayran kalırmış.İslamın ilk yıllarında kurulan ihtisap kurumu Osmanlıda Namaz kılmayanlar, oruç tutmayanlar, içki içenler, taşradan İstanbul'a izinsiz gelenlerle meşgul olup suçluları Tazir tekisini kaulanırlardı " der tarih sayfaları., ve devam ediyor: Lale devrinde Şerbetçi diye anılan meyhanelerde, bekar odaları, çamaşırhaneler sardı İstanbul'u. Saray "rezalet" kelimesiyle anılır olmuştu. Topkapı içoğlanlardan birinin açtığı evde 'azgın karılar'ın erkeklerle buluşmaları sağlandığı haremde görevli ak ağa'lar içinde bazılarının Valide Sultan'ı hatta Padişahın haseki kadınını dahil pek çok kişiyi tehdit edip istediğini yaptıracak gücü elinde tuttuğu deviirdir bu. Ahalinin konak eğlenceler helva geceleri, sandal sefasıyla bu örneğe yönelmesi fazla şaşırmamak lazım. Eminönü Hidayet Camii'nin yer " Melek Girmez" diye anılıyordu. l8l3 kayıtlarında Melek Girmezé fuhuş yatağı olarak yer alıyor. Ah Semra ahhhh. Kimler seni oralara sürükledi. Şuhut (Şehitler Kapısı) diye anılan Karaköy'deki 'Çıfıt Kapısı', l7. yy. da tefeci, kabadayı, külhanbeyi yatağıydı. Kentin asayişinden sorumlu Bostancı himayesindeki bir diğer şer merkezi 'Zindan Kapısı'ydı. Orada her türlü rezaleti işleme özgürlüğüne sahip yeniçerilerCafer-i Ensariye nisbet edip Baba Cafer diye anılıyordu. Keleş Mehmet, Seyyid Mustafa, Süleyman Ağa. Bu yeniçeri üçlüsü kentte padişahtan daha güçlüydü. Emirlerinde kendilerine bağlı yüzlerce asker vardı. Halk, -seyyid denilerek peygamber sülalesinden olduğunu iddia edip umumhane işletmek, ne iştir diyordu. Böcekçibaşı, Baştebdil. Şimdinin İçişleri Bakanlığı diyebileceğimiz İhtisap Nezareti ihdas edildi. Falakacılar diye anılan ve sadrazama bağlı elemanlar oraya kaydırıldı. Buraya bağlı Böcekci Başlar suçluları takip ve yakalamakla görevlilerdi. Bunlar suç işlendikten sonra hizmet veriyorlardı. Asesbaş (gecebekçileri) yardımcılarıydı. Devlet uç işlemeden bilgilenmek ihtiyacı hissedince istihbarat hizmet görevleri için bir tür sivil örgütü olarak 'Baştedbil' birimini kurdu. İçip içip kadınlar hamamını basan, oğlan çocuklarını bile yalnız gezmekten korkutan yeniçerilerden az çekmedi. l9. yy.da Beyoğlu'nun keşfiyle Zaptiye nazırının ihdası gündeme gelir. İlk Genelev nizamnamesinin yayımlandığı, ilk kumarhanelerin açıldığı dönemdir bu. Tabii, 'Özel Koruma'ların boy gösterdiği dönem. Asayiş görevlileri bu dönemde suça bulaşırlar. Aranan kişiler rüşvetle sırra kadem basarlar, randevu evleri polis himayesinde faaliyet gösterir. Yabancı topluluklar polis yetkililerinin gönlünü eğlendirecek kadınları getiriler. Suç önlemede aciz kalan poisin bulabildiği akılcı tedbir kabadayıların asayiş hizmetine alınmasıdır. (Paris Em.Teşlilatı Kuruluş Yönetmeliği tercüme edilerek kaleme alınmış. Semtleri kabadayılara emanet etmenin halkı ve polisi büyük ölçüde ferahlattığı inkar edilemez . Ama bir bedeli de pazar esnafını canından bezdirmesini, hamallığı kendilerince ruhsata bağladığı kahvehaneleri ofise dönüştürdüklerini görmezden gelmekt.i. Falaka, l847tarihli "Talimat" ya da "Nizamname" ile İslama (Şer-i Şerife) aykırı olarak okullarda yasaklanmıştır. Şimdi "ASMAYALIM DA BESLEYELİM Mİ?", "GÜVENLİK GÖREVLİLERİ RAHAT ÇALIIŞSIN DİYE İŞKENCEYİ SERBEST BIRAKTIK" diyen NETEKİM"in gelmiş geçmiş silsilesinin ve şürekasının hangi kültürün zamanımıza mirası olduğunu daha net anlıyoruz. Osmanlıda Subaşı'lığından robocoplara uzanan, oradan halkın üzerine sürülen halk çocuklarının bizlerin alın teri vergileriyle bezenilmiş komik kıyafetlerine, ağır, hafif silahlara emekçileri ezme savaşlarına hayır diyoruz. Seçim için önünüze ittiriliveren şarkı sözleriniz de sizin olsun. Bizim halk ezgilerimizden uzak durun. Gerçekten halkçı mı olmak istiyorsunuz? Alın size bizden tavsiyeler: a) Tarlaya ektim sovan. Dayan Yüreğim dayan. 2) Dehele dehele zalimey. Bir kere de sor halime. De gidi de gidi zalime, bese make calime.. Ben senin yaptığın gibi,.Terkedipte hemen gitmem. İki elim yakandadır Hiç hakkımı helal etmem. Degidi degidi zalimeeeey...Ekinciye sor bu ne? Dağlar taşlar dayanmaz halime.. 3) Biçtik diktik dar geldi, Başıma neler geldi. Sevdiğimin fiistanı hah hah ha... Bizim l970 lerde geçtiğimiz yollardan geçin. l6 Haziran'lardan geçin. Korkuyorlar korkacaklar, korksunlar diye geçin. Bizimle geçin. Açlığın üzerinden, " ne kadar anarşi o kadar robocop" diye geçmeyin. Bize gelin, öze gelin.. "Nasırlı ellerin yumruğu bu gün" deyin. Ahmet Kaya ne güzel söylüyor. BENİ BURALARDA ARAMA ANNE.... Arama anneeee, arama. Bizler 'Melek Giremez Sokak"'arının avantacıları değiliz. |