|
SESİMİ DUYAN VARMI AĞUSTOS SICAĞINDA YERİN ALTINDA |
|
|
|
Yazar sosyalistforum
|
|
17/08/2010 |
SESİMİ DUYAN VARMI AĞUSTOS SICAĞINDA YERİN ALTINDA
DEPREMİN AYAK SESLERİ VE ÇIĞLIKLARI HALA TAZE İKEN YENİ AĞUSTOSLAR GELİYORUM DİYOR
17 Ağustos büyük Marmara Depreminin üzerinden 12 yıl geçti ve ne yazık ki yaraları hala sarılamadığı gibi, yaraların üzerine tuz biber ekecek gelişmeler yaşanıyor. Her geçen gün yeni ve büyük deprem uyarılarına karşın egemenler kılını dahi kıpırdatmıyorlar. Kıllarını dahi kıpırdatmadıkları gibi; deprem vergileri dâhil olmak üzere birçok vergi yükü hala emekçiler ile proletaryanın omuzlarında asılı duruyor. Diğer yandan Uluslar arası yardımlar dönemin hükümeti ve bakanları aracılığıyla peşkeş çekildiği-iç edildiği gibi on binlerce insanın canına mal olan binaları yapanlar hala sokaklarda, aramızda gezmeye ve de yeni canları alacak binaları inşa etmeye devam ediyorlar.
On binleri yutan kara toprak yüz binleri yutmak için hazırda bekliyor. Tüm uzmanlar büyük bir deprem tehlikesine işaret ederken; sermayenin faşist devleti kılını kıpırdatmıyor. Kaçak yapılara izin vermekten tutun da, kamu binalarının sağlam olmadığına dair yüzlerce rapora karşın sağlamlaştırma, güçlendirme çalışmaları yapılmamaktadır. Kamu adına alınan DASK sigorta paraları ile onlarca vergi kalemi düzen ve onun yardakçılarına peşkeş çekilerek çarçur edilip sermayenin hizmetine sunulmaktadır.
Depremler, doğal afetler doğanın kendi doğal olaylarıdırlar. Gerekli önlemleri alırsanız, insanı öne çıkaran politik-pratik adımları atarsanız insana zarar vermekten uzak kılarsınız. Ve fakat para-kar-çıkar odaklı sermaye eksenli bakarsanız; tam tersine insan için öldürücü felaketlere davetiye çıkarırsınız. Bunun binlerce örneği vardır.
Japonya’da hemen hemen her gün deprem olup; büyük depremler gündelik yaşamın bir parçası iken; bu depremlerden zarar gören ve burnu kanayan insan olmamaktadır. Maddi hasar boyutu bile en az düzeyde olmaktadır. Ya da yakın zamanlarda olan Elazığ depremi ile Şili depremi arasında büyüklük bakımından korkunç fark olmasına rağmen yıkıcılık-yok edicilik bakımından korkunç-devasa büyüklükte bir farktan söz etmek mümkün olabilmektedir.
Peki, neden Türkiye’de oradaki depremlerin binlerce defa küçük depremler bu kadar yıkıcı olabilirken; oralarda bu kadar yıkıcı olmayabiliyor. İşte bunun ilk ve en önemli nedeni insan merkezli politik-ekonomik-pratik-sosyal-eğitsel-kültürel yapıya sahip olunmasındandır. Bina ruhsatlarından kaçak yapılara, müteahhitlik düzeninden yağma-talan düzenine, denetim ve organizasyondan eğitsel çalışmalara kadar tam tersi bir yaklaşım farkı vardır ikisi arasında. Her iki toplumsal düzende kapitalist iken fark birisinin vahşi ötekisinin daha “ehli” ve daha” insan merkezli” olmasındandır. Tabi ki kapitalizm ölçülerinde dediklerimiz.
Bu aşağılık düzen açısından sel, deprem, heyelan, iş cinayetleri, trafik cinayetleri vs gibi birçok nedenden dolayı on binlerce insan katledilmiş ne gam! Nasılsa yerini dolduracak on binler var yine. Kendi sağlam villalarında, sıcak yataklarında, oturdukları yerden nasılsa milyarlar ceplerine akmaktadır. Hatta ölümler ve cinayetler daha bir kasalarını doldurmak için bir fırsat, yeni bir iş alanı yaratmaktadır onlar açısından. Niye kıllarını kıpırdatsınlar ki!
17 Ağustos depremi bir doğal afet ve katliamı değildir. 17 Ağustos katliamı tamı tamına sermayenin faşist devletinin insanlık dışı politikalarının oluşturduğu bir toplu cinayet ve soykırımdır insanlık adına. Bu toplu cinayetler her geçen gün yeni bir biçimde kronik düzeyde seyretmeye devam etmektedir. Bir gün ismi deprem, bir gün sel, bir gün iş cinayeti, bir gün grizu patlaması vs gibi birçok nedenden her geçen sayıları artan bir cinayet zinciri halinde. Ölen, yiten, kıyıma uğrayan her zaman olduğu gibi proleter, emekçi ve yoksul yığınlardır.
Bütün olarak bu doğal afetlerin, doğa olaylarının bu kadar yıkıcı sonuçları olmasının nedeni bu aşağılık sermaye düzenidir. İnsana değer vermeyen, insan merkezli değil kar-para-çıkar merkezli sermaye düzenidir. Bu sermaye düzeni yıkılmadıkça ve yerine insani-özgür-eşit-adil bir insanlık düzeni kurulmadıkça bu türden doğa yıkımları daha çok emekçi, proleter ve yoksulun canını, canından can kattığı yongası malını yok edecek; doğa cinayet makinesi olarak insan eti yemeye devam edecektir. |