Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 559059
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow Tadımız daim olsun
Tadımız daim olsun Yazdır E-Posta
Yazar Ayşe Batumlu Günlükhaber   
23/08/2010
Daha çocukken 'Türk varlığı'na armağan ettirdiklerinden olsa gerek, varlığımızın devlet nezdinde hiçbir önemi yok gibi. Tabii yokluğumuzun da...

72 milyon yurttaş gözden çıkartılmadıysa eğer, hükümet ve devlet yetkilileri bir an evvel en yaşamsal meselemizle samimi olarak ilgilenmeli. Açıktan 40 bin, el altından 17 bin cana malolan bir savaşın bitmesi konusunda üzerine düşeni yapacağına söz vermek yerine, savaştan beslenenlere gaz vermekten; bu konudaki gayretlere, çift taraflı ateşkes taleplerine sırt çevirmekten vazgeçmeli.

Bu yazı yazılırken hükümet, PKK'nin eylemsizlik kararı hakkında henüz yorum yapmamıştı. Ancak şunu söylemek gerekir ki eğer eylemsizlik kararı ciddiye alınmıyormuş gibi bir tavır takınılacak olursa, asıl bu davranış hükümetin milyonların yaşamını ve geleceğini ciddiye almadığını gösterecektir.

Evet anayasa değişikliği ve yarattığı tartışmalar önemsiz değil, ama Kürt sorununda adil, siyasi bir çözüm üretilmedikçe, hiçbir adım ileriye taşıyıcı olmayacak. Çünkü uygulanabilir bir ortamı olmayacak.

Bu ortamı yaratmak yalnızca tek taraflı eylemsizlikle değil silahların karşılıklı sustuğu, bunun yanında fikirler üzerindeki baskının da sonlandırıldığı bir süreçle mümkün.

Bakın neredeyse 30 yıldır aynı türden haberleri içeriyor haber bültenleri. Spikerler yaşlandı, emekli oldu, kimisi veda etti yaşama. Yenileri geldi ama haberler hep aynı türden. Bu çoktan değişmeliydi.

Devletin ve hükümetin, ama yalnızca onların da değil; ateşkes çağrısı yapan herkesin bu süreçte ciddi bir sorumlulukla hareket etmesi gerekiyor.

Son zamanlarda bazı çevrelerce, silahlı muhalefetin kendini sonlandırması durumunda Kürt sorununun konuşularak gündemleştirilip çözülebileceğine dair görüşler dillendirildi. Peki ama görünür kılınması bile zorun gücüyle mümkün olan Kürt sorunu konusunda resmi ideolojiyle örtüşmeyen bir düşünceyi ifade edebilmenin ve bu düşünceyi örgütleyebilmenin yasalar ve uygulama anlamında güvencesinin bulunduğunu söyleyebilir miyiz?

Üstelik defalarca ilan edilmiş olan ve bir nevi silahsızlanmanın provası denebilecek olan ateşkes süreçlerinde yapılan operasyonlar da hatırlanmalı.

Sadece sınır dışına çekilme sürecinde 500 kadar örgüt militanının öldürüldüğü unutulmuş değil. Son ateşkeste de ne devlet yetkilileri ne de ateşkes ilan edilsin diyenler elini taşın altına koymadı ve kalıcı bir çatışmasızlık süreci yaratılamadı. Bu ateşkes sürecinde aynı hataların tekrarı olmazsa işte o zaman gerçekten silahsız bir çözüm mümkün kılınabilir.

İşte devletin ve hükümetin atacağı adımlar bu anlamda hayatidir.

Bir intihar süreci kabul edilemeyeceğine göre, devlet, yaşama çağrı olan bu adıma yine yaşamı, özgürlüğü güvenceye alacak adımlarla cevap verebilirse o zaman varlığı varlığımıza yokluğu yokluğumuza sebep barışı yakalayabiliriz.

Eylemsizlik kararı ile beraber dillendirilen talepler gerçekleştirilemez, müzakere edilemez türden de değil.

Bir kere kendisini yalnızca savunma alanına çeken silahlı muhalefetin, kalıcı bir ateşkes için operasyonların durmasını istemesi yeryüzünün her yerinde çok olağan bir taleptir.

Tutuklu Kürt siyasetçi ve belediye başkanlarının serbest bırakılmasını istemek de bazı iddiaların aksine silahlı hareketin esasen sivil siyasi mücadeleyi öncelediğini gösterir. Hem Balyoz davasının 102 tutuklusu için gece yarısı trafiğini işlettiren hassasiyeti neden gündüz gözüyle Kürt siyasilerine gösterilemesin ki?

Önceki durumun aksine İmralı konusunda da artık tek yetkili hükümet. Öcalan'ın barış sürecine ne denli katkı yapabileceği gün gibi ortadayken önünün açılmaması barışın istenmediği anlamı taşır.

Seçim barajına gelince, düşürülmesi demokrasinin asgari sınırlarında gezen herkesin talebi. 30-40 yıldır istikrar bozuk olduğuna göre seçim barajıyla istikrarın korunduğu kandırmacası da tutmuyor artık.

Hükümet askeri konularda da siyasi otorite benim dediğine göre artık sorumluluğu askere de yükleyemeyecektir. Yani bu kez de fırsat kaçırılırsa tek sorumlu AKP olacaktır.

Önceki deneyimlerden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz, ateşkesin kalıcı olması isteniyorsa, müzakere ve diyalog süreci işletilmelidir.

Açın Türkiye'de yerel siyasetin kapısını, bakın bölgedeki siyasi ve kültürel birikim Türkiye'nin demokratikleşmesine nasıl güç katacak. Bunun adı Demokratik Özerklik'tir. Türkiye halkları bununla özgürleşecektir.

Ramazan'da ateşkes bayramda tatlıya dönsün, tadımız daim olsun.
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.