|
(Burada geçen olayların; hiçbir kişi, tüzel kişi , mahalle ve kuruluşlar ve de işkencehanelerle bir alakası olmayıp tamamen masaldır.) Bir zamanlar, hanım kızlara banyo lifinden başlayıp boy boy inceli kalınlı oklavalara(en ince ipli kukalarla ve ve tığlarla dantel ördürülerek çeyize başlanırdı. Ardından çay bardağı altlığı, kahve fincanı altlığı, tepsi üstü ve ileride kendisinin yazmalarına ve kocasının namazlığı için bereler ördürülürdü. Yorgan yastık, çarşaf kenarları, havlu kenarları, bir süs bir kanaviçe nakışlar sormayın gitsin. İnanmazsınız, ailede ne kadar fert varsa isimlerinin baş harfleri işli tahret bezleri bile yapılırdı. Çivitle kaynatılmış, kömür ütüleriyle dağlanmış, tiril tiril bal dök yala tahret bezler, dantel britlerinden tuvaletteki çivilere tek tek asılırdı. Diğerlerini bilmem ama hanım kızlar bunları kesinlikle yaparlardı. Ya hocaya, ya kocaya diye iki arada bir derede büyütülen kızlar hayırlı kısmetlere verilirdi. Okula gitmek bin dert. İmkanı olanlar evlere özel hoca tutarlardı. Kız çocuk olduğu için özel tutulan hocalar normal karşılanırdı. Biraz da asalet belirtisiydi. (Kendini sıkıştırıp asaletlli görünmek isteyenler de kimbilir ne çekmişler?)
Ha, bir de tuvalet eğitimi vardı . Kesinlikle helada kıbleye ters oturmayacaksın. Nerede olursan ol, def-i hacetini yaparken yüzün kıbleye dönük olacak. Yoksa Ebu Cehil gibi senin mezarını da dünyaya açık bedava hela yaparlar. Hepimize hayırlısıyle nasip olsun inşallah, Hacca gidip gelenler mezarına...Ne kadar hacı o kadar bilmem kaç kere.. Aklımız giderdi tabi. O eğitimi en hasından aldık. Erkek çocuklara hoca tutulmazdı. Çünkü özel hoca tutmak onların okuldaki başarısızlıklarına, tembel veya beyinsiz olmalarına hükmedilirdi. Disiplinli, kendini eğitim, öğretime adamış hocalardan da okulda bir şey öğrenemiyorsa ya imalathaneyi ya da tarlayı boyluyorlardı. Nerdeee, şimdinin cemaatten çok cami gibi ! okuldan çok özel dersaneleri? İçi saman doldurulmuş yastıkların süsü danteldi. Yaylı yataklar da neymiş? O zaman dense kötüye hükmedilirdi. Öğretmenler bunu bilir çocuklar üzülmesin diye onlara Ömer Seyfettin'in çocuk kitaplarını okuturdu. Saman yataklarda yatan çocuklar kamyondan uçuşan pamuk parçacıklarının ardından koşup, biriktirip kendilerine yumuşak yatak yapmamışlar mıydı? Onlar da elbet yaparlardı. Yeterki önlerinden kar taneleri gibi pamuk uçuşturan kamyonlar geçsin. Hayallerinde olsun, koşup onları toplayıp yatak yapsınlardı. Hayal, en güzel masal değilmi? Güneş kavruğuydu çocuklar, çamur batağı. Tatillerde nadasa bırakılmış saçların tozunu yağmur suları paklardı. Mutluydular. Dadandıkları meyva ağaçları vardı. Bahçevan kovalasa da kıkır kıkır, bir köşede erikleri, kulaklarına taktıkları kirazları ya da koyunlarına attıkları dutları paylaşır yerlerdi. Ah bir de, yapışıklıklarına dadanan sinekler de olmasa... . Kıtlığa kıran girdi derler ya. Zamanla arkadaşlarımıza da birer ikişer kıran girdi. Dona yana, kırıla döküle büyüyen çocuklar. Kaybolan arkadaşlarının ölümünü, "taşındı" diye bilirlerdi. Ne çok da taşınan oluyordu. Onlar ileride en güzel gökdelenlerin üzerinde resisdance'larında, sweet'lerinde, jakuzili banyolarından onlara göz kırpacaklardı.. Yıldızlara en yakın. Aynen onlar gibi. Şıkır şıkır, soluk ya da parlak. Gidenlerin yerine hep de yenileri geliyordu. Ana- babalar tek başına o minicikleri kıymadan nasıl yaban ellere salıyorlar diye düşünmeye bile fırsat bulamıyorlardı. Cicozlar, cevizler gazoz kapakları, çelik çomak ve uçurtmalarla gidenlere, o en üst katlarda oturan yıldızlardan daha yakın arkadaşlarına selam yolluyorlardı. Iğıl ığıl akan boklu derede, kayık yaptığı tahta parçasına bağladığı şeytan uçurtması uçmuyordu. O da pis suyun akıntısının içinde döne döne akıyordu. Bir büyüsün, ayağının başparmağına bağladığı uçurtmasını derya denizde yangelip yattığı kayıkta uçuracaktı. Kız olduğuna bakmadan. İsterse etekleri tepetaklak ters dönsün. Denizin sonuna kadar gidecekti. (Tığ, dantel, şiş, mekik, iğne oyası öğretenlerin olsun) . Uça uça, ese ese. Oh beee. Püfür püfür. Gökyüzü, deniz. Aç koynunu ben geldim. Ben olmaz, anam -babam kardeşlerim ve ben. Yine olmadı. Bütün arkadaşlarımla beraber. BİZ GELDİK.
Tarhana, turşu, salça, erişte. Hep tembel ağustos böceği anlatırlardı. Kışın aç kalmış. (Sanki şimdi çok doyuyorlar da.) Ağlaya, bağıra, uçuklarına karışan sümüklerini sile yalaya, uçuk yara kabuklarını yolup, kanata kanata hepsini öğrendi. Kocaman kızlar, filinta oğlanlar oldular. Din -dil- ırk da neymiş? Onlar aynı çamuru kucaklamış arkadaş, kardeştiler.Yoluk saçaklı kızlar nazlı bakışlı ceylan, hafiften tay kalçalı... Allah'ın sidikli oğlanları yeni terlemiş bıyıklarıyla canlar yakıyordu. Arkadaşları artık anayı, babayı ,onları bırakıp taşınmıyordu. Orada burada kıyıda köşede ölüyorlar ya da öldürülüyorlardı. Analar, babalar da öldürülüyordu. Ne olduğu anlaşılamıyan kıran (afet) girmişti her bir yana. Hep kandırmaca bayramlar mı yaşamışlardı ?? Okuyabilen okudu. Ona yazışmalarda "..oğlumun mezarından şimdi döndüm. Bayramlaşmaya gitmiştim. " diye yazılar geldi. "Birazdan oğlumdan olan torunlarım el öpmeye gelecekler. Acıyla ortak, onlarla avunup bayramlaşacağım.." Besbelli oğlunu bir kenarda çökertip indirmişlerdi. Ne oldu diye soramadım. Bir yıldız da o olmuş besbelli. Mezarı bilinenler, bilinmeyenler acaba sağ mı denilenler. Alabildiğine kayıplar, kayıplar. Kıbleye dönük yapılan def-i hacetlerin bizlere yedirilmesi. Fare yutturmacalar. Tabiki bunlar, istikrarla giden; sömürü-talan-yalan düzenlerinin bozulmaması içindi. Bu insanlık onuru katillerinin hangisine, kime suç duyurusunda bulunulmalı. Artlarına takılmakla kurtuluşun mümkünatı yok..YOOOK. Seçimlere gidiyoruz. "paletin iyisi burda .." " oy ver, uzaydan resmini çek.." "..kıbleye ters oturmayın..", haniya pammmpuuuk şeker." Allah topunuzun belasını versin. Kör kuyulara düşün. Bana kardeşlerimi, anamı babamı arkadaşlarımı verin. Bizleri idare etmesi, pardon sömürmeleri için sizlerden birine oy vereceğiz. Zaten sömürüyorsunuz be adamlar, kendi aranızda seçim yapın. Bizi ne diye sokaklara döküyorsunuz. Bu da işte bir başka anlatım. Kişi-kişiler yerler, kuruluşlar, işkencehaneler tamamen uydurmaca olup, siz sayın okuyucuları oyalayıp, eğlendirmek amacıyla taa gönülden gelip, parmak uçlarından akarak, sizler için dillendirilmiştir. İşkencecilerle, katillerle hiçbir alakası yoktur. Sürç-i lisan ettiysek affola..Dostlar hatırına affola... |