|
Sevgili okur… Hapishaneden dışarıya, dışarıdan hapishanelere, mahpusların yakınlarıyla, yakınlarının mahpuslarla yazışması dışında kim kaldı ki yeryüzünde mektuplaşan?
Belki de pek de uzak olmayan bir gelecekte mektuplar, mektuplaşmalar hepten çıkıp gidecek hayatımızdan. Buradan bakınca, gelecek kuşaklar ne kadar da şanssız görünüyor; çünkü hiçbir zaman bilemeyecekler mektup almanın, mektup yazmanın mutluluğunu ve heyecanını.
Ah bir de, keşke, mahpusların ve yakınlarının mektuplarına yabancı eller, yabancı gözler değmeseydi, değemeseydi hiç.
Hapislere düşmeseydim, belki ben de ömrümde hiç mektup almayacak, hiç mektup yazmayacaktım. Ne kadar da kötü! “İyi ki de hapislere düşmüşüm” demem, diyemem elbette, ama mahpusluğun da kendine has ayrıcalıkları, güzellikleri olmalı değil mi? Mektuplaşmak gibi...
Bugüne kadar -ki halen sürmekte hapisliğim- yüzlerce mektup yazdım, yüzlerce mektup aldım. Aldığım mektupların kimi gül gül öldürdü beni; kimi -her ne kadar kendimi tutmaya çalışsam da- hıçkıra hıçkıra ağlattı beni. Kimi acı taşıdı hücreme, kimi sevinç; kimi hüzün taşıdı, kimi neşe; kimi haber taşıdı, kimi bilgi... Her biri ayrı bir büyüttü, zenginleştirdi beni. Ama içlerinde kimileri de vardı ki, sanki mektup değil, edebi-güzel bir eserdi. “Beni şiirleştir, beni şiirleştir” diye bas bas bağırıyordu. Kimi mektuplarda bu bağırtılara kulaklarımı kapatamadım. Kapatsam, mektuba da yazana da yazık/haksızlık olacaktı sanki. Bu nedenle mektuba da yazana da yazık/haksızlık etmemek için şiirleştirdim kimi mektupları.
Şimdi işte, şiirleşmiş/şiirleştirilmiş o mektuplardan birkaçını okuyacaksınız.
Her ne kadar düzeltmeler, kimi eklemelerle/çıkarmalarla çalışmış olsam da üzerlerinde, mektupların özüne, yansıttıkları duygulara hiç mi hiç dokunmadım. Bu nedenle şiirler her şeyleri ile mektupların sahiplerine aittir; ama doğrudan mektup sahiplerinin isimlerini şiirler altına yazmayı da ince bulmadım. Şiirleri mektup sahiplerine hediye etmek daha ince bir davranış gibi geldi bana. O nedenle, şiirlerin isimlerinin altında yazılı olan, şiirlerin hediye edildiği isimlerin, aynı zamanda mektupların, dolayısıyla da şiirlerin asıl sahipleri olduğunu bilin. Sevgili Özlem Türk’ün aramızda olmadığını, dediğini yapıp omuzlar üzerinde köyüne döndüğünü de...
Mahpus bir arkadaş edinin kendinize; dışarıdan içeriye, içeriden dışarıya mektuplardan bir köprü kurun. “İnsanım, insansal olan hiçbir şey bana yabancı değildir” diyen şair Terentius’un bu sözlerine kulak veren, yalnızca insanlığın, yalnızca insana dairliğin, özlem ve sevinçlerin, hüzün ve neşelerin, umut ve düşlerin geçip gittiği bir köprü!
SEN DİREN TESLİM OLMA YAŞAMI BİZE DAR EDENLERE
Canım Bacım Döndü Şahingöz’e
Canım Abim Sanki yıllardır görmedim seni, Yıllardır sanki sesini duymadım. Anlamadım, öyle bir özlem var içimde Ağladım. Yanlış anlama, bir şey olduğundan değil, Eylül ayı geldi, onun hüznü müdür nedir Günlerimin çoğunu ağlayarak geçiriyorum.
Ağıttan hüzünden bahsettim de Aldırma, güzel haberlerim var sana... Kurşun kalemle yazıyorum, tuhaf karşılama Tükenmez kalem yokluğundan değil, Yapacağım hataları düzeltme imkanım olsun diye
Dur, hemen de gülme! Hayat, hatalarımızı düzeltme fırsatı pek vermedi bize Keşke kimi yaptıklarımızı da silip, Yeniden yapabilme imkanımız olsaydı ödevlerimiz gibi, değil mi? Sahi, hayat da bir ödev mi? Bak, bunu bilmiyorum canımın içi Biliyorsan sen yanıtla.
Aman! Geçmiş, hata mata deyip de Çıkarmayayım şimdi lagın çürüğünü Güzel haberimden bahsedeyim sana İşe girdim bir inşaat firmasında, sekreterlik, müjde!
Görüyorsun işte, Şu bu derken, benim hayatım da, bir deniz gibi Hep yükselip yükselip alçalma.
Kiram, dört yüz elli lira oldu Aldığım para karşılıyor kiramı, o da dört yüz elli lira Küfür gibi geliyor insana, ama Dur, hemen üzülme! Bir arkadaş alacağım yanıma, Ev arkadaşı, Bölüşeceğiz kirayı yarı yarıya
İyi iş bu! Hem yalnızlıktan kurtulacağım, Hem karnımı doyuracağım aldığım parayla
“Kuru ekmekle mi?” deme, İnan, bugünlerde Onu bile bulamıyor çoğu kimse.
Cumartesileri de çalışıyorum Çalışma saatlerim, sabah dokuz Akşam on yedi otuz arası. Yemek şirketten, yol parası da vermiyorum üstelik Seyranbağları’ndan Tandoğan’a yürüyerek gidip geliyorum Çok değil, gidiş geliş birer saatten iki saat
Boşa geçmiyor zaman, düşünüyorum bol bol Ara sıra, Heisenberg’in Belirsizlik Teorisi’ni bile. Sahi, haklı olabilir mi bu adam? Neticede iyi oldu be bu yürüme işi, Uyku problemi vardı epeyden beri Şimdi mi, yatağa kafamı koyar koymaz!
Sporu da cabası. Sakın, Pollyannacılık filan olarak değerlendirme söylediklerimi Koşulları lehime çevirmeye çalışıyorum, hepsi bu!
Kabul et, başarıyorum da. İşe girdim ya, zamanım çok sınırlandı
Çamaşır, temizlik ve benzeri de var Bu yüzden pazarlarımı evde geçiriyorum Beni görmek isteyen eve gelsin, Kızılay’da bir yerlere gitsek, para gider, diyorum.
Bir arkadaşım vardı, sen tanımazsın, öğretmen Beni aradı geçenlerde İşsiz olduğumu mu duymuş ne, Aylığını alınca para göndermeyi teklif etti, Ben de ona dedim ki, Sen abime gönder, o hapiste. Göndermiş, aldın mı, 150 TL?
Arkadaşlarım kızıyorlar, “duygusal davranıyorsun, burnun şeyden çıkmıyor” diyorlar. Gülüyorsam da hak vermiyor değilim onlara Ama ne yapayım, benim de huyum böyle
Hem, dikili bir ağacım yoksa da şu dünyada İyi dostlarım var, bak bunu unutma!
Evde bir sürü çiçeğim var Sizlerin adını verdim her birine -Sırrımız olsun, bunu kimselere söyleme- Resimlerinizi koydum İsimlerinizi verdiğim çiçeklerin önüne
Lenin’i de aileye alalım mı? Zira onun da bir resmi var çiçeğin önünde Her gün sizlere bakıp bakıp kurban oluyorum; Ama neden bilmiyorum, Yaşlıları bu kurban olma işinin dışında tutuyorum, Biri duysa, “Deli” der; sen deme.
Hücre komşuların nasıl? Yaşlı gaspçı amca Hastalığından kurtuldu mu? Biliyorum, kanserden de kurtuluş olmaz kolay kolay Gelip gideni, arayıp soranı da yokmuş üstelik, öyle mi? O da durmadan ağlıyormuş benim gibi Hastalığına mı, yoksa hayatının eylül ayı geldi diye mi? Adli. Çok da can yakmış, ama bil, üzülüyorum ona da. Yaşama sevincine bir faydası olur mu bilmem, Ama selam söyle yine de, Üzülmesin, ölüme inat, daha sıkı sarılsın yaşama.
Farkettin mi bilmem, Yavaş yavaş geliyorum mektubumun sonuna Bir şeye ihtiyacın var mı? “Alamaz” diye düşünme, yaz mutlaka Bu ay olmasa da umutluyum, Gelecek aya durumum düzelir diye Dükkanın devir parası filan da var tabii Ama bilmem ki çocuklar verebilir mi?
Bacımız mutlu mesut Alıştı evliliğe Çaktırmıyor, ama biliyorum Sessiz sessiz hazırlanıyor anneliğe
Annemler memlekette Annemi bilirsin, Ölür de şikayet etmez hiçbir derdinden Uyku sorunu vardı, ilaç kullanıyordu, Anlamadım, kesince ilacı Girmiş uykusu düzene
Canımın içi başka da bir şey yok Mektubumu sonlandırıyorum Bilirsin, seni de çok, pek çok seviyorum En yakın zamanda görüşmek dileğimle
Ha bir de, canım Ben pek beceremesem de, sen diren Teslim olma, yaşamı bize dar edenlere. Öfke ve Umut
|