|
Güldünya öğretmenden çocuk Öykü’ye mektup var |
|
|
|
Yazar öfke ve umut
|
|
26/09/2010 |
Sevgili Öykü,
Ben 4,5 yıl Şanlıurfa’nın sınır ilçelerinden birinde, bir yıldır da merkezde varoş mahallesinde öğretmenlik yapan -yapmaya çalışan- bir ablanım… Mektuplarını uzun süredir takip ediyorum. Tutsak abi ve ablalarınla kurduğun dostluğa hayranım. Annenle babanı da bu konuda gösterdikleri çabalardan dolayı saygıyla selamlıyorum.
Sevgili Öykücüğüm sen çok şanslı bir çocuksun. Çünkü sana çikolata alan, seni parka götüren, zararlı TV programlarından korumaya çalışan, en önemlisi de seni bu sömürü düzeninin kirli düşüncelerinden arındırarak evrensel değerlerle büyütmeye çalışan bir ailen var. Ama biz ne kadar iyi olsak da, ne kadar dostluktan, kardeşlikten, paylaşmaktan, gülmekten yana olsak da yaşadığımız dünyada birileri bunların olmasını istemiyor… Onlar her şeyin(mutluluğun bile) kendilerine ait olmasını ve başkalarının daima kendilerine bağlı kalmalarını istiyorlar. Seni üzmek istemem ama şu an istediklerini çok iyi başarıyorlar. Biz büyükler buna, yöneten- yönetilen ya da ezen- ezilen çelişkisi diyoruz. İşte senin mektup gönderdiğin o sevgili abi ablalarında bu çelişkileri ortadan kaldırmak ve bütün çocukların mutluluğunu sağlamak için mücadele ettiler.
“Başkalarının çocuklarından onlara ne? Bu çocukların anneleri babaları yok mu? Onlar mücadele etsin” diyebilirsin. Sen de haklısın. Günümüzde anneler babalar çocuklarını aşırı şımartıp, eğitimleri için tonla para harcıyorlar. Hem biliyor musun bizim ülkemizdeki eğitim sistemi çocukların oyun oynamasına bile izin vermiyor. Varsa yoksa saçma sapan sınavlar… Sonra da büyükler: “Ne bu gençliğin hali, sonumuz ne olacak?” diye yakınıp duruyorlar. Ama güzel Öykücüğüm gel gör ki kendi çocukları için dahi bu gidişatı değiştirmek için bir şeyler yapmıyorlar, düşünemiyorlar, örgütlenemiyorlar… Şimdi neden ama diye sorabilirsin. Ben konuyu anlatıp fazla uzatmayayım. Sevgili anneciğin ve babacığın sana bunun sebeblerini mutlaka yeri gelince anlatacaktır. Sana sadece şunu söyleyebilirim: Senin mektuplaştığın abi ve ablalar çocukları mutlu etmek istedikleri için tutsaklar…
Sen kocaman yüreğinle onlara balon gönderdin balonların yolda bazı engellere takıldı ama üzülme mesaj yerine ulaştı!
Öykücüğüm biliyor musun, bu hafta benim öğrencilerimin çoğu, tarım işçisi olarak değişik şehirlere gitmek zorunda kaldılar. Yani artık okula gelemeyecekler. Onlar senden sadece birkaç yaş büyükler. Onlar elleri nasırlı, kışın ortasında terlikle, çorapsız olarak okula gelen, sümükleri hiçbir zaman kurumayan çocuklar ve böyle giderse bu nasırlı eller nasırlı yüreklere dönüşecek... Ah Öykü ah! Bir şey yapmalı hem de hemen… Onlara soruyorum: “Sen de tarlada çalışıyor musun?” diye. Sevinçle anlatıyorlar bana: “Pamuk topluyorum, kardeşime bakıyorum, çamaşır, bulaşık yıkıyorum.” Gülümseyerek buğulu gözlerle anlatıyorlar. Kalbim sıkışıyor, başlıyorum tembihlerime: “Çok çalışmayın ha, yorulunca babanızdan izin alıp gölgede dinlenin, oyun da oynayın ben çocuğum akşama kadar çalışamam diyin, hikâye kitaplarınızı da okumayı unutmayın, okumayı unutursanız seneye görüşürüz ona göre…” diyorum.” Tamam, öğretmenim söz” diyorlar
SONRA ÖYKÜCÜĞÜM KENDİ KENDİME KONUŞUYORUM. NE Mİ DİYORUM? “BEN DE SÖZ VERİYORUM ÇOCUKLARIM. SİZE ÖYLE BİR DÜNYA YARATACAĞIZ Kİ; SİZLER OKULLARINIZI BIRAKIP ÇALIŞMAYA GİTMEYECEKSİNİZ. 60 ŞAR KİŞİLİK SINIFLARDA DEĞİL HAK ETTİĞİNİZ GİBİ BİR EĞİTİM GÖRECEKSİNİZ. HERKES BİRBİRİYLE KARDEŞ OLACAĞI İÇİN HİÇ BİR ÇOCUK BİR BAŞKASINA TAŞ ATTIĞI İÇİN TUTSAK OLMAYACAK. HEPİNİZ HER GÜN SÜT İÇİCEK VE PASTA YİYECEKSİNİZ. HARİKA DEĞİL Mİ? BÖYLE BİR DÜNYA MÜMKÜN BUNA İNANIYORUM…
ÖYKÜYE SEVGİYLE…
Güldünya… |