| |
|
|
|
İstatistikler |
|
Ziyaretçi: 559768
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa
|
SON CELLAT ALBERT PIERREPOİNT Mİ ? |
|
|
|
Yazar GÜLDEREN GÜRCAN
|
|
04/10/2010 |
Albert Pierrepoint, İngilterenin en namlı celladı. Kötü nam salmış suçluları ve hüküm giymiş Nazi suçlularını idam etmesiyle kısa zamanda adını duyurmuş. Ünü o kadar yayılmış ki, o dönemde Mısır, Almanya, İrlanda, Avusturya gibi ülkelerden istek alıp oralarda idamlar gerçekleştirmiş. Bunlardan sadece Almanya'da 200 kadar Nazi subayının idamında aktif rol almış. Cellatlık aileden gelme. Baba mesleği. (l932-55 yılları) Babası l05 kişiyi asmış. Amcasının 394 kişiyi, kendisinin 22 yılda 608 kişiyi idam ettiğini kaynaklar belirtir. Cellatlık kariyeri (nam salmış); cellat en kısa zamanda adam asabilmek için her daim kendi dünya rekorunu kırarak yedibuçuk saniyeden yedi saniye gibi bir mikro zaman diliminde kişiyi cansız olarak yetkililere teslim eder. İdam ettiklerinin suçlu ya da suçsuz olması onu hiç ilgilendirmez. Tam bir disiplinlikle ve soğukkanlılıkla devam eder mesleğine. Kişinin ipte balık gibi çırpınması, bağlı kollarıyla boğazındaki ipten kurtulma nafile çabaları onu bağlamaz. Henüz sudan çıkmış balıklar misali, şeffaf yüzgeçleriyle Allah'a açılmış minicik eller gibi son çırpınış duaları, yüzgeçleriyle ağzına oradan da solungaçlarına bir damlacık su püskürtme çabaları gibi yaşam istekleri de onu ilgilendirmez. İkişer, üçer idam ettikleri de vardır. Ve o sadece görevini yapar. Hatta bazen arkadaşlarıyla şakalı iddialar da yaparlar. Bakalım bu seferki kaç saniyede gidecek? Ve rekoooor!! Tam tamamına yedi saniye...Ölümü kanıksamıştır.O artık en kariyer sahibi, en namlı, en ciddi ve EN ÜRETKEN CELLAT'tır. Mesleğinin doruğundadır. O, Taylor'un makineleşmiş üretim- bant sistemi gibi hep üretir. Yani önüne seri şekilde asılacakları getirirler. O da en seri şekilde işini yapar. Nasıl ki, uykudan kalkıp sabah temizliğini yapıyor. Traşını oluyor, giyinip saçını başını düzeltiyor. Adam gibi kahvaltısını ediyor. Hatta bilinmez (!) işine giderken karıcığının yanağına bir öpücük konduruyor. Alışıldık rutin yaşam... l950'lerde, popülerliği can çekişir. Milletin önce korkarak, sonra hayretle baktığı ve daha sonra da protesto ettikleri Albert için emekllik vakti gelmiştir. Bu defa da ölüme mahkum olanlar, "Albert emekli olmadan inşallah beni de sıraya koyar, idam eder" yakarısında bulunurlar. Böyle bir adamdır Son cellat Albert Pierrepoint. Çünkü o ölen kişilere saygıda kusur etmez. Her ne halt ettiyse etmiş, cezasını çekmiştir. Onun için artık o kişi günahlarından arınmış bir melektir. Kimsenin ona saygısızlık yapmasına da izin vermez. Ve o kişiler, yaşarken görmediği saygı ve sevgiyi öldükten sonra bulacaklarından Albert'in ismi kadar emindirler. Ya karısı. Biricik eşi. O durumu bilmez mi? Bilir ama kocasıyla bu konuları hiç konuşmaz. Birileri onu kışkırtır. "Adam günlerce evine gelmiyor. Ne işi ne gücü belli. Ne yapıyor bu adam." O geçim derdindedir. Arada bir de olsa evine geliyor. Ona beklediğinden çok paralar getiriyor. Nereye giderse gitsin. Herkes 23 yaşındaki Ruth Ellis gibi yargılanmaz ki. O güzel sarışın manken aldatılmışlığı, sevdiklerinden doğurmayı, yediği dayaklar neticesinde çocuk düşürmeyi, ve de kendisine bindirilip, bindirenlerin asla uymadığı ahlak kurallarına aykırı yaşam biçimine öfkeden isyandan herkes katil olamaz ki. l955 de Albert tarafıdan idam edildiğinde, katillikten öte yaşamında kendisine çektirilen sevgiden yoksun yaşamı da toplumun ahlak kurallarıyla da yargılanır. Oysa o sadece yaşamaya çalışmış, sevgilerini en harbisinden vermiş bütün değerleri örselenmiş, buna tepkisini kendi başını yiyecek şekilde isyanları oynamış bir kadındır. Albert için kadın, erkek hiç farketmez. Ona kendisine sunulanı en karizmatik şekilde yok etmekle yükümlüdür. Sevgililer, sevgiler, dayaklar, yumruklar, spontan olmayan, sosyal, psikolkolojik ve birebir darplardan oluşan düşükler, kanamalar, sancılar, bitmeyen açlık ve yürek ağrıları ipin ucunda sallanır. İpte sallanan kadın, bir daha delicesine sevmeyecek, sevdiklerinden gebe kalıp doğuramayacak ve emziremiyecektir. Hele gayri ahlaki ilişkilere asla giremiyecektir. Seni gidi fahişe seni. İlahlar senin de kadınlık organlarını böyle kurban ederler işte. Sevmek senin neyine? Dedim ya kısacıktır hayattan kopmalar. İşinin doruğundaki, karısının bütün ihtyaçlarını karşılayan Albert sağolsun. Onu paylaşamayan ülkelerdeki sistemin yerleşikleri sağolsun. Karısı nice sonra bilip de söylemediği olayla, eşinin işiyle yüzleşir. Çoktan kanıksamış zaten. Hatta kocasının uluslararası ünüyle böbürlenir. Böbürlenmeli. Az şey mi kocacığının taşıdığı yük. İsterse kenardan köşeden metresleri fırlayıversin. "Ben kocamın arkasındayım" derken, birileri de kocacıklarına kurban oluversinler. Onlar kenarda köşede. Oysa kendileri de kocalarıyla birlikte ünlüler. Saygınlık görüyorlar. Böyle bir adamın yanında gezmek, o parti senin şu gala benim. Otuz kişinin tek kordeleyi kesip, hepsinin yanındakinin elinde kalanını tutmasını da alkışlarla seyretmek de az şey değil hani. Onu dünya milletleri kabullenip iş vermişler, ellere ne oluyor? Ne yani, bir de metreslerin kocaları ordan burdan boy gösteriyor. Karısının her gün piyangodan çıkan paralarını yerken kör olan gözleri kalan biletler yanınca veryansın ediyorlar. "Alçak kadın beni aldatmış" teranesi tutturup, mahkemelere veriyorlar. Serde erkeklik var ne olsa. Albert'in işi çok. Çok iş çok para. Gani gani, harca harca bitmez. Kendilerine kafetarya açarlar. Büyük iş adamı olduğundan başını kaşıyacak vakti yoktur. Kafetaryayı karısı idare eder. En elit muhitlerin en seçkin davetlilerini ağırlarlar. Beyler protokol kıyafetli çakır keyf, baş kadınları grand tuvalet takıp takıştırıp, alt tarafı bir kafetaryada bile böyle boy gösterirler. Baş kadınlar, bilmem kaçıncı kadınlara nisbet yaparlar. Hafif meşrefler gelsinler de itiibar görsünler. En iç gcıklayıcı parfümlerinin kokusu dışarılara, aç sokaklara çırılçıplak caddelere taşar. Taa, kokuşmş çöpleri eşeleyen kedilere köpeklere farelere kadar ulaşır. Ancak sokaklardaki kadir kıymet bilmez muhalefet sesleri arttıkça en elit muhitlerin en seçkinleri onları birer birer terkeder. Terketmekle kalmayıp eski kader arkadaşlarını, hani "bana bir şey olursa çocuklarım sana-bana emanet" diyenler o kafetaryaya şu gitti bu gitmedi diye ihbar da ederler. Tarih bu ihbarlarla ve muhbirleryle doludur. Ellerinde dinleme aygıtları cd ler kameralar yoktur amma, en torpillisi her kim ise ötekini bastırır. İhbar eder, sürüm sürüm sürünesi eder. Hoca Nasrettin'in adını besmeleyle ansınlar. Esas onlar, pislediklerini şuna değmiş buna değmemiş diye hepsini yiyip bitirenlerdir. Afedersiniz, siz hiç bok böceği gördünüz mü? Belgeselde gözüme ilişti. Koskoca fil olmadık yerde olağan kimyasal atıklarını- dışkısını bırakıyor. Toplu iğne başı büyüklüğündeki iki bok böceği senin benim diye kapışıyorlar. Toplumdaki börtü-böcük sürüsü de insan kanı nefesi emeğiyle elde edilmiş ürünlerden pay almak için, aynen iki bok böceği gibi kıran kırana kapışıyorlar. Seyrederken, aklıma emeklerimizi paylaşamıyanlar, yaşanası şu dünyayı başımıza geçirenler gelir. Ve karıları, ve metresleri ve de dostları onlardan nemalanmanın gururunu yaşayanlar gelir. Bence Albert'i fazla abartmışlar. Belki de idam ettiklerinin ölüsüne saygısı birilerini topluma insanlığa karşı hesap verme, topluma karşı Albert'i öne sürüp kendi günahlarından arınma çabalarıdır. Bizde herhangi bir celladın abartıldığını duyan varsa beri gelsin. Kenar köşede içki içerken, esrar çekerken ölür de kimsenin haberi olmaz. Astıkları adam için anlaştıkları parayı almak için gittklerinde hassstirrrr'lenirler.. Ya da etrafa duyururuz diye bir başka idamda iki tellik civaraya (sigaraya), bir tavşan kanı çaya fit edilirler. Elektrik telleriyle orasından burasından tutuşturulmuş eli kolu tavana asılı sanığın edebine elekrik gitmesi için manyatoyu koşuşturup kolunu çeviren adamın izine rastlayablir misiniz? Yaz kış ıslatıp ceryana verdikleri kişilerden öte kendi de romatizmadan kıvrım kıvrım kıvranır. Onlara getirilen fareli kuru ekmekten ishal yapan reçellerden yer. Tek farkı tuvalete gidebilmesidir. Sapsarıdır rengi. Karısı, veremlere kalsın, gebersin diye dua eder. Eve doğru dürüst ekmek getirmediği gibi, nefesi her yeri ziftli sigara kokar. Eti Kokar, saçı kokar. Sidiği bin beter kokar. Üzerine bir de dayak, kötek. Aynen kuduruk it gibi. Amirleri öylemi ya? Hele karıları? Kendisiyle hiç alakası yok. Oysa aynı iş yerine gidip geliyorlar. Gittiği yerlerde bunu hiç mi eğitmiyorlar. Ya da o güzelim binadakiler bununla ne anlaşıp konuşuyorlar. Hiç bilemez, bilemez işte. Zaten aklı da yetmez. Aklının yettiği, o adamların diğer kadın ilişkilerinde kocası gibilerini, hizmetlilik ettiği, aracılık ettiği, hatta şöförlerinin de kendileri gibi gel git işlerinde ayakçı oldukları. İşte bir yaşam, bir anlatı, bir film insanı böyle etkiler. Albert bu görevi yapmasaydı yani genç manken Ruth Ellis'i asmasaydı, dokunulmazlığı ve görünülmezliği olan aristokratların yaşamları ve her yerde toplum genel ahlak kuralları tıkır tıkır işlediğinden dünya alem nikahlı-nikahsız fahişe kadınlarla dolacaktı. zührevi hastalıklar yayılacaktı. Bir sürü kadın hor görülüp vesikalanacak, en ilkel aletlerle muayenelere sevkedilecekler, çalıştırıldığı yerlerde devlet başlarına resmi görevli dikecek, kapılarında kuvvet macunları satılacaktı. Hem de kendini hamile bırakıp sövenlere darp edenlere karşı günah işleyeceklerdi. Patronun kafası kızdığında vizitelerini düşürecek, onlardan bire bin ucuz randıman alacaklardı. Albert, üst kademelere baş kaldırmış ve de kötü nam salmış mafya babalarını asmasaydı, mafyanın partileri ya da partileşmiş mafyalar olacak, bunlar yer altı yer üstü zenginliklerini, ilimi, kültürü, emekçilerin alın terleri ni yağmalayacaklardı. Gücüne göre, mafya güçlüyse partide "dediğim dedik" oynayacak, parti güçlenince kendisini yukarılara taşıyan mafyanın liderlerinin başını yiyecekti. Albert, İngiltere'de tarihe kazınmış ırkçı katliamları yapan savaş suçlusu Nazi infazlarını yapmasaydı ırkçılık, faşizm dünyada alabildiğine yayılacaktı. Dünya halklarının başına yanardağ lavlarının püskürmesi gibi, türlü türlü geliştirilmiş bombalar atılacaktı. İnsanların emekleri hortumlanacaktı. Bitmez tükenmez savaşlar sürecekti. Şimdi sorarım sizlere, SON CELLAT ALBERT PIRREPOINT Mİ ? |
|
|
|
|
|
|
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.
|
|