|
HAKKÂRİ’NİN BEŞİNCİ MEVSİMİ |
|
|
|
Yazar Hüseyin Esentürk
|
|
08/10/2010 |
|
Türkiye’nin bütün üniversitelerinden gelen gençlerle 30 Eylül’de Ankara da buluştuk. Hepsi çok heyecanlı pırıl pırıl gençlerdi. Hepsi Denizlerin yaptığı köprüye sahip çıkmaya, barışa köprü olmaya, kardeşlik duygularını iletmeye can atıyorlardı. Bu duygularla Hakkâri’ye Devrimci Gençlik (halk arasında Deniz Gezmiş ) köprüsünün açılışı için Ankara’dan yola çıktık. Denizlerin 1969 yılında köylülerin Zap suyu üzerindeki ulaşımını sağlamak için yaptıkları köprü, 1999 yılında gerillaların kullandığı bahanesi ile devlet tarafından bombalanmıştı. Daha sonra bir grup aydın, bazı demokratik kitle örgütleri, yöre halkı ve gençler tarafından yeniden yapılan köprü 1 Ekim’de yeniden açılacaktı. Yaklaşık 23 saat süren yolculuktan sonra nihayet köprüye ulaştık. Otobüslerden inip “gençlik barışa köprü oluyor“ pankartıyla köprüye doğru yürüyüşe geçtik. Yöre halkının ve gençlerinin coşkulu karşılaması eşliğinde alkış, zılgıt ve “işte gençlik işte kardeşlik” “gençlik barışa köprü oluyor””yaşasın halkların kardeşliği”sloganları ile yürüdük. Zap suyu bu kardeşliğe ve dayanışmaya 41 yıl sonra bir daha tanık oldu. Zap suyu sanki daha coşkun, daha deli akmaya başlamıştı. Halkın bizi kucaklaması ve sloganlara eşlik etmesi daha da coşkuyu arttırdı. Koca vadi sloganlarla inledi. Daha sonra köprüden zincir oluşturulup karşıya geçildi. Önde her üniversiteden bir öğrencinin temsil ettiği üniversite ve ili anlatan önlüklerle yürüdüler. Arkadan kitle zincir yapıp sloganlarla köprüyü geçtiler. Karşıda kısa bir açıklamanın ardından tekrar köprübaşına dönüldü. Otobüslerle Hakkâri merkeze doğru yola çıkıldı. Hakkâri belediyesi önünde bekleyen coşkulu kalabalık bizi bağrına bastı. Belediyenin hazırladığı akşam yemeğinden sonra halk bizleri evlerinde misafir etti. Ertesi gün bir grup Geçitli Köyüne taziyeye gitti. Açlık grevinde olan Geçitli köylüleri saldırının faillerinin bulunmasını istiyorlardı. Anlatılanlara göre mayının konulduğu yer korucuların denetim noktasına çok yakın bir yer. Korucuların haberi olmadan değil mayın döşemek, sürünerek geçmek bile imkânsız. Üstelik patlamaya yakın bir yerde bulunan mühimmat ve mayınları önce sessiz sedasız kaçırmaya çalışmışlar, halkın kararlı tutumu karşısında bu savcılığa ve basına yansımış. Ayrıca dokuz kişilik bir askeri timden söz ediliyor. Bu timin helikopterle bölgeden uzaklaştırıldığı konuşuluyor. Böyle bir saldırı kimin işine yarar ki? Geçitli köylülerinin kararlı ve sorgulayıcı tutumuna saygı duymamak elde değil. Bölge de yürek yaralayan pek çok insan hakkı ihlallerinden söz ediliyor. Daha on gün önce bir subay kentin göbeğinde küçücük bir çocuğa ateş ederek öldürmüş. Çocuğun vurulduğu yer gösterildiğinde insanın kanı donuyor. Öğleden sonra başlayan konsere binlerce Hakkâri’li katıldı. Oldukça coşkulu geçen konserin ilk konuşmasını yazar Cezmi Ersöz yaptı. Devamında Belediye başkanı, sonra Hakkâri milletvekili sonrada BDP il başkanı birer konuşma yaptılar. Daha sonra müzik başladı. Müzik aralarında konuşmalar devam etti. 1969 yılında köprüyü ilk yapanlardan yörede yaşayan bir kişi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını duygulu bir şekilde anlattı. Yine ilk yapanlardan Ragıp Zarakolu torunuyla gelip “köprüyü yine yıkarlarsa torunum yapacak” dedi. Gençler yaptıkları konuşmalarda köprüyü Hakkârili çocuklara emanet ettiler. Konser başlangıcında Devrimci 78liler Federasyonu’nun mesajı okundu. Büyük alkış ve sloganlarla karşılandı. Federasyonun mesajında Deniz Gezmiş’in darağacındaki “Yaşasın Marksizmin yüce ideolojisi. Yaşasın Kürt ve Türk halklarının bağımsızlık mücadelesi” sözleri hatırlatılarak gençlerin barışa köprü olmalarının önemi, onurlu bir barışın gerekliliği, Kürt halkının eşit, özgür bir gelecek mücadelesinin haklılığı vurgulandı. Konser akşam geç vakte kadar sürdü. Konserden sonra Hakkâri stadından binlerce insan Belediye binasının önüne bizleri uğurlamaya geldi. ” Hakkâri sizinle gurur duyuyor” sloganları eşliğinde duygulu coşkulu bir şekilde ayrıldık. Belediyenin önüne gelemeyen halk yollarda el sallayarak zafer işaretiyle uğurladılar bizi. Birkaç yerde halk otobüsleri çevirip bizimle halaya durdular. Yola çıktıktan sonra Hakkâri den ayrılmamız birkaç saat sürdü. Bu sevgi selinin ardından askerlerce en az beş defa otobüslerimiz çevrildi ve arandı. Kimlik kontrollerimiz yapıldı. Hâlbuki hiç gerek yoktu. Bu ülkede seyahat etmek pek kolay olmuyor. Hele hele Kürt isen daha zor. Dikkatimi çeken şeylerden birisi de Hakkâri de bütün tarihi eserlerin askeriye tarafından ya da özel tim tarafından üs haline getirilip kullanılması. Olamaz böyle bir şey. Binlerce yıllık bir tarihi yok etme pahasına, bir kültüre tarihi mirasa zarar veriyorlar. Bunlardan birisi de Hakkâri kalesi… Ben yeryüzündeki buzulların kutuplarda olduğunu sanırdım. Öğrenmenin yaşı yoktur derler, doğruymuş. 56 yaşında buzulların coğrafyamızda da var olduğunu öğrendim. Cilo dağlarında en az 20.000 yıllık buzullar. Kutuplardaki buzullar küresel ısınmayla eriyorlar. Cilo dağındaki buzullar ise ısınma artı bombalamalarla eriyip tahrip oluyorlar. Üstelik görüp gezmekte yasaklanmış. Ya mağaralar? Hakkâri ilk çağlardan beri bir yaşam alanı. Mağaralardaki resimler, oymalar, eski taş işçilikleri tam bir görsel ve yazılı tarih. Kimse barınmasın diye bombalanan mağaralar. Yok, edilen tarih. Bu savaşın biran önce bitmesi lazım. Halkın geçim kaynağı hayvancılık. Ancak yaylalar otlaklar yasak edilince hayvancılıkta bitmiş. Yoksulluk diz boyu. Boşaltılan köylerden gelen insanlar yoksulluk ve işsizlikle koyun koyuna. Mecburen Hakkâri dışındaki bölgelerde iş bulmak için çırpınıp duruyorlar. Devlet yasakçı zihniyetine devam ediyor. Bu insanlar ne yer, ne içer, nasıl geçinir? Diye soran yok. Hakkâri dört tarafı dağlarla çevrili bir çukurun içinde. Dört tarafın hakim noktalarında askeri gözetleme noktaları. Günün 24 saati gözetim altında. Tam bir yarı açık cezaevi. Bizde bu yarı açık cezaevine görüşe gittik. Çünkü oğlumuz, kızımız, kardeşlerimiz, anamız babamız bu yarı açık cezaevinde kalıyorlar. İlk karşılaşmamız öylesine samimi ve duygusal oldu ki. Sanki yüzyılların hasretini biriktirmişiz. Sarıldık sarıldık ağladık. Bir günlük hasret gidermeden sonra ayrılırken de ayrılamadık. Ayaklarımız gitmedi. Onlarda bırakamadı bizi. Ayrılmamız daha da zor geldi. Bir ananın, bir babanın çocuğunu yolcu etmesine benziyordu bizi uğurlamaları… Hakkâri de kadının sosyal statüsü dikkatimi çeken konulardan birisiydi. Ailede kadının ağırlığı hissedilir şekilde öne çıkmış. Ataerkil alışkanlıklar iyice azalmış. Çok eşlilik yok. Varsa da bir zorunluluktan dolayı. Zorunluluk gerekçesi de toplumun onayını almış bir gerekçe. Evde işbölümü var. Kadın bir meta, bir obje veya ırgat olarak görülmüyor. Başlık parası yok denecek kadar azalmış. Kan davası iyice azalmış. Namus ve töre cinayetleri bitirilmiş. Hakkâri halkı bir otokontrol sistemi kurmuş. Kendi kendini denetliyor. Bu sistemin dışına çıkanlar kınanıyor. Gerekirse dışlanıyor. Hakkâri halkı çok misafirperver bir halk. Hatta ilk otel yapıldığında halk karşı çıkmış. Otele ne gerek var. Biz Hakkâri’ye gelenleri misafir edemez miyiz diye. Yaklaşık dörtyüz kişi evlerde misafir oldu. Dörtyüz aile ile tanıştılar. Dörtyüz aileyi dinlediler. Dörtyüz aileye düşüncelerini anlattılar. Ve bu dörtyüz kişi illerine, üniversitelerine döndüklerinde yaşadıklarını oradaki insanlarla paylaşacaklar. Suya atılan taş misali halkalar büyüdükçe büyüyecek. En çok ihtiyacımız olan şey suya daha fazla taş atmak. Misafir olduğum evde o kadar rahat ettim ki Ankara da kendi evimde hissettim kendimi. Sabahleyin keklik sesiyle uyandım. Karşı dağdan geliyordu sesi. Akşam balkonda otururken dikkatimi çekti. Karanlıkta gökyüzünden bir ışık huzmesi geliyor. Önce yıldız sandım. Sorduğumda askeri kontrol ve gözetleme noktası olduğunu söylediler. Evin küçük oğluyla önceleri yakınlaşamadık. Ama sonra arkadaş olduk. Ben ayrılırken de bizimle gelmek istedi. Gelemeyince ağlaması beni çok duygulandırdı. Hakkâri’de dört mevsimi bir arada yaşamak mümkün. Yaylalar Hakkâri’nin dünya da eşi benzeri görülmemiş güzelliklerinin bir yüzü. Bitki örtüsü dünyada ender rastlanan bitkilerle dolu. Doğası çok bakir ve vahşi. Şimdiye kadar Hakkâri de dört mevsimi yazanlar ve yaşayanlar olmuştur. Ancak birde Hakkâri’nin beşinci mevsimi vardır. Hakkâri’nin beşinci mevsimi; bu savaşın sona ermesi ve onurlu bir barışın sağlanmasıdır. Hakkâri’nin beşinci mevsimi; el konulan tarihi değerlerinin başta Hakkâri kalesi olmak üzere halka iade edilmesidir.Hakkâri’nin beşinci mevsimi; yaylalardaki, otlaklardaki ve doğa harikalarındaki yasakların kaldırılması, hayvancılığın desteklenmesi, yoksulluğun sona erdirilmesidir.Hakkâri’nin beşinci mevsimi; faili meçhullerin faillerinin bulunması ve yargı önüne çıkartılmasıdır. Hakkâri’nin beşinci mevsimi; yarı açık cezaevine çevrilen ilin üzerindeki denetimin kaldırılması ve olağan yaşam koşullarının sağlanmasıdır.Hakkâri’nin beşinci mevsimi; yerel yönetimlerin güçlendirilerek halka daha verimli hizmetin sağlanmasıdır.Hakkâri’nin beşinci mevsimi; Hakkâri halkını dinlemektir. Konuşmasını sağlamaktır. Anadilinde kendisini ifade etmesini, eğitim almasını sağlamaktır.Hakkâri’nin beşinci mevsimi; Hakkâri halkı Kürt dür. Türkleştirmeye çalışmak en büyük hatadır. Bu yaklaşımlardan vazgeçip halktan özür dilenmesidir. Hakkâri’nin beşinci mevsimi; Kürt sorununun; eşit özgür bir gelecek temeli üzerinde yükselen, kardeşlik köprüsüyle bağlanan, çözümü beşinci bir mevsim olacaktır. 78liler.org |