|
11 Ekim 1971. Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın hayata veda tarihi.
Kimdir Dr. Hikmet Kıvılcımlı? Bir düşünce ve mücadele adamı. İnandığı dava uğruna yüksünmeden 22 yıl hapis yatabilen, olmadık işkencelere gık bile demeden katlanabilen, “senin kardeşin var mı?” diye soran işkencecisine; “hele bir düşüneyim” diyecek kadar dirençli, işkencecisine ; “bu doktor böyledir, en bilineni bile söylemez” dedirtecek kadar inançlı bir örgüt adamı. Hayatını örgüt ve örgütlenmeye adamış bir düşünce adamı. Ama her şeyden önce “İNSAN” olan ve insanca düşünebilen bir adam. Ömrünü adadığı işçi hareketinin, küçücük bir kesitinde; İstanbul Kartal’da, örgütlediği işçilerin fabrika işgalinde, korkudan çocuğunu düşüren patronun karısı için, “değer miydi” diye ağlayacak kadar insan. Ama her şeyden önce bilim adamı. Marksizm öğrenciliği ile başlayan bilim aşkı, softa bir gelenekten ve ortamdan gelmesine rağmen, softalığa metelik vermeden, Marksizm ve Leninizm’i ülkemiz şartlarına uygulamaya çalışan, yine de bir şeylerin olmadığını, eksik kaldığını görünce hiç de aydın kolaycılığına kaçmadan, yaklaşık 40 yıl sürecek tarih araştırmasına dalacak kadar inançlı bir Marksist. 40 yıllık tarih araştırmasının sonucu ne? En kestirmeden söyleyelim: Kapitalizm öncesi toplum biçimlerinin değişim kanunlarının dupduru ortaya konulması. Bu ne demek? Bu ne anlama geliyor? Konu ile ilgili herkesin bildiği gibi , kuramın kurucuları, Marks ve Engels önlerinde bulunan kapitalizmi iliklerine kadar çözümlediler. Bilimsel olarak, kapitalizmin reddi olan sosyalizmin, kapitalizmin bağrından doğarak onu nasıl yadsıyacağını ispatladılar. Bütün bu bilimsel öngörülerini, insanlığın ulaştığı düşünsel konakta, kıyısında köşesinde dolanmaya başladığı “DİYALEKTİK” düşünme metodunu ayakları üstüne dikerek sağladılar.. Ancak,ömürleri “Diyalektik” metodu kapitalizm öncesi toplum ve üretim biçimlerine uygulamaya yetmedi. Marks’ın; kısa notları ve dikkat çekmeleri, Engels’in ise; tamamen yetersiz veri ve bilgi ortamında, sırf metodolojik olarak çözümlere ulaştığı “Ailenin Devletin Özel Mülkiyetin Kökeni” adlı eseri dışında konuya eğilme fırsatı bulamadılar. Bizzat Engels, adı geçen eserinin ikinci baskısına yazdığı önsözde; kısacık sürede ortaya çıkan olağanüstü bilgi birikiminden bahseder ve konunun halen araştırılmaya muhtaç olduğunu belirtir. Evet, solculuğa birazcık bulaşan veya konuyla biraz ilgilenen herkes, bir çırpıda sayabilir: İnsanlık tarihinde; İlkel Komünal Toplum, Köleci Toplum, Feodal Toplum ve Kapitalist Toplum aşamaları yaşanmıştır. Paris Komünü deneyinden sonra da ilk olarak Çarlık Rusya’sında İktidarı alarak Sosyalizm deneyimini yaşamıştır. Şimdi duralım.!!!! Düşün dünyasına yolculukta acı bir fren yapalım. SBKP’nin V.İ.U Lenin’den sonraki ikinci Genel Sekreteri Stalin’in, didaktik olması için sıralayarak anlattığı bu toplum biçimleri, tarih içerisinde gerçekten bu şekilde ve bu sıralamayla mı yaşanmıştır? K.Marks’ın toplum biçimlerinin gelişimini izah ederken: “ yeni bir toplum biçimine gebe olan eski toplum biçiminin ebesi her zaman GÜÇTÜR” bilimsel öngörüsünün, kapitalizm öncesi toplumlardaki sahibi kimdir? Sorunu anlatamadığımı düşünerek daha açıkça sorayım: Acaba insanlık İlkel Komünal Toplumdan Köleci Topluma nasıl geçmiş. İlkel Komünal Toplumu reddederek, dünün kan kardeşlerini KÖLE yapan “GÜÇ” acaba nedir? Tarımın keşfi ile Üretimin çeşitlenmesi ve zenginleşmesi mi? Artık ürüne, ihtiyaç fazlası ürüne “aklı uzun” bir kan kardeşin el koyabilme mekanizması ne? Sakın, kan kardeşleri kılıçtan geçirerek köleci topluma razı eden, zenginlik talancısı “BARBAR”lık olmasın? Öyle Olmuş, böyle olmuş. İnsanlık bir şekilde komünal toplumdan köleci toplum biçimine geçmiş. Peki ama; bilebildiğimiz kadarıyla Spartaküs, tarihin ilk köle isyanında, köleci toplumun temsilcilerince yenildiğine göre köleci toplumdan feodal topluma nasıl geçilmiş? Köle sahipleri mi insafa gelmiş? Yoksa Marksizmin önermeleri aksine, devrim değil evrimle mi toplum biçim değiştirmiş? Toplum biçimini değiştiren, güç değil de süreç mi? Allah’tan feodalizmden kapitalizme geçişi Marks-Engels tüm detayları ile anlatmış. Feodalizmin bağrında yetişen “Burjuva Sınıfı”nın, yarattığı işçi sınıfı ve köylülüğü peşine takarak sosyal devrimini ( toplumu yok etmek yerine iktidarı yok ederek kendi iktidarını kurma) nasıl becerebildikleri bizlere anlatmışlar. Sınıflı topluma, İlkel Komünal toplumdan Köleci Topluma ilk defa Mezopatamya’da, yani günümüz tanımlamasıyla Ortadoğu’da geçilmiş iken neden bu bölgede bir türlü kapitalizme geçilememiş.? Veya bir başka soruş biçimiyle ilk defa KAPİTALİZME, NEDEN EN SON SINIFLI TOPLUMA GEÇEN (1200’lü yıllarda yaptıkları savaşlarda halen taş balta kullanan) İngiltere’de geçilmiş? Veya biraz daha şeytanın avukatlığını yapalım. Neden: Kapitalizmin gericileştiği emperyalist dönemde, köleci toplum mu? feodalist toplum mu? olduğu tartışılabilecek JAPONYA nasıl ultra-emperyalizme sıçrayabilmiştir? Günümüzün moda deyimiyle sosyalizm, yani Marksist düşünce yöntemi çökmüştür.!!!! Hangi konuda çökmüştür? Sosyalizm, Marks ve Engels’in son zamanlarında kendi kuramlarını sanki reddedercesine işaret ettikleri gibi, en gelişmiş ülkede değil, en geri ama çelişkilerin en yoğun olduğu ülkede kurulmaya çalışılmıştır. V.I.Lenin’in sağduyulu politik önerme ve uygulamaları ile, iktidar olunan Çarlık Rusya’sında kurulan Sovyetler Birliği ve takiben köylü toplum olan Çin’de. MAO dehasıyla iktidar olma. Ama bir türlü geri toplumları, yani kapitalizm öncesi toplumsal ilişkileri bünyesinde barındıran toplumları sosyalizme taşıyamama.... VE DOKTOR HİKMET KIVILCIMLI’NIN, “TEKNİK ÜRETİCİ GÜCÜNÜN DETERMİNİZMİNE KARŞI, İNSAN ÜRETİCİ GÜCÜNÜN (KOLLEKTİF AKSİYON GELENEK GÖRENEK) İDEALİZMİNİ ÖN PLANA ÇIKARMAYA ÇALIŞMANIN” sosyalist toplumu kurmada önemli bir rolü olduğu uyarısının bir türlü anlaşılamaması. Günümüzün moda deyişi ile, çöken ve artık dünyayı izah edemeyen Marksizmin, -(tövbe estağfurullah)- daha doğrusu sofistike Marksizmin çıkmazı, kapitalizm öncesi toplum biçimlerini (kalıntı olarak bile olsa) yaşayan toplumlara “KAPİTALİST OLMAYAN YOL” saçmalığından başka önerecek bir şeyi İdeolojik olarak üretememiş, daha açıkçası , kapitalizm öncesi (Antik Tarih) toplumlarını “DİYALEKTİK” metot yordamınca çözümleyememiş ve bu toplumlara Marksist (bilimsel)bakış açısı ile kapitalizmin, toplumu “BİREY” çözümlemesine uğratmadan, sosyalist (MODERN Kardeşlik) toplumuna sıçratma yollarını üretememiş olmasıdır. Ey dostlar! İnsanlık tarihinin gelişimini dumura uğratarak sömürü düzenini sürdürmeye çalışan EMPERYALİZM”den “BESLENMEYEN” dost insanlar; emperyalizmin küreselleşme politikalarıyla geri bıraktırılmış ülke insanlarına dayattığı “kölem olmayacaksan ÖL” çıkmazından kurtuluşun yolu, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın doğu toplumlarına yönelik tespitlerinin kavranmasından geçiyor. Emperyalizme karşı “ insan üretici gücünün idealizmini” öne çıkarmaktan başka yolumuz yok. |