Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 559796
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow SOSYAL SELEKSİYON
SOSYAL SELEKSİYON Yazdır E-Posta
Yazar SEMA ÖZCAN GÜRCAN   
23/10/2010

     Ben Kur’an’ın Türkçesini okudum, İslamiyetin köklerini araştırıyorum. Elime geçen her yayını, bilim baş kılavuzum olmak şartıyla anlamaya çalışıyorum. Gerçekten inanan arkadaşlarıma saygı duyuyorum. Ama onların da  at gözlüklerinden kurtulup, biraz okuyup sorgulamalarını istiyorum.  

      Müslümanlık, gerçekten devrimci her sosyal doktrin gibi, sosyalizme dek varır. Hz. Muhammed’in temsil ettiği ilk İslamlık ve şeriat, değil fethedilen toprakları, taşınır ganimetleri bile Müslümanlar arasında ortaklaşa benimsemek ilkesine dayandırır. Ganimeti olduğu gibi Tanrıya adar, yani ortak Müslüman mülkü yapar.  

     Müslümanlığın ilk kutsal savaşı Bedr gazvesidir. Bir avuç insan arasında yapılmış küçük bir yol kesicilik gibi görünse de anlamca yüce bir dönüm davranışıdır. O zamana dek konferans ve öğreti vermekten öteye geçemeyen İslamlık, ilk kez Bedr kuyusu başında, Mekke mütegallibesinin Şam’dan yeni zenginlikler getiren kervanını vurmakla laftan işe geçmiştir. 

      Bedr gazvesinde kazanılan zafer sonucu ele geçen değerlere sıra gelince ilk ayrılık belirdi Gençler: “Cengi biz ettik” Yaşlılar: “Bozulsanız bize sığınacaktınız” diyerek ganimeti bir türlü paylaşamıyorlardı. Hz. Muhammed inandığı ve elçisi bulunduğu Allah önünde bu çıkar çekişmesine içerledi. Müslümanın din uğruna ülkücü dövüşünü bekliyordu. “Müminler” ise açıktan açığa dünya malına kavuşma hırsına kapılmışlardı.  

     “Senden ganimet soruyorlar. De ki: Eğer siz inanmış(mümin) iseniz Tanrıya boyun eğiniz. İşi aranızda düzenleyiniz ve Allah ile Peygamberine itaat ediniz.” Enfal Suresi 1. Ayet.   

   Bugün her Müslüman, o ganimet suresinin birinci ayetini, bir daha namusluca okuyup anlamaya çalışmalıdır. Kur’an ortadadır. Gelmiş geçmiş hiçbir zalim onun kılına dokunamamıştır. “İnne me’l müslimune ihve: Hiç kuşku olmasın ki Müslümanlar kardeştirler” Ama emperyalist ajanlarının Müslümanlar içinde casus örgütü olarak parayla kurduğu “Müslüman kardeşler” değildirler.  Herkesin elbirliği ile kazanılmış herhangi bir zaferin nimetinden kimse aslan payı alamaz, hakkı da yoktur.  

     Osmanlılık İslamlığın rönesansıdır. Bu ruhla Osmanlılar, toprak ekonomisindeki Allah’ı daha iyi anlamış gibidirler. Hiç değilse derebeğileşmeden önce ki çağlarda ilk Kur’an emrine uymayı beceriyle yorumlamışlardır. Çünkü Türklerin sosyal yapıları, öteki derebeğileşmiş İslam saltanatlarından Allah’a daha yakındır.      Yani toprağın çoğunluğunu kişi mülkü etmek, ilk Türklerin göçebe ruhlarına bir türlü el vermez. Toprağı tanrı mülkü gibi görmek daha kolaylarına gelir. 

     Türban neleri örtmektedir? Türban bahane edilerek nelerin kavgası verilmektedir? İşçi ve emekçilerin yarınları çıkarılan yasalarla karartılırken türban yasağının kalkması “ bir demokratikleşme girişimi” olabilir mi?

KÖYLÜNÜN YAŞAMAKTAN KAÇIŞI

1)     Geçmişe sığınış: Türkiye halkı cumhuriyeti değil saltanatı özlüyor. Hangi Anadolu insanıyla konuşursanız, yürekleri sızlatan bir iç çekişle size “milletin sahipsiz” olduğundan yakınır. Kimdir o sahip? Mülkiyeti hiç kimsenin özel kişi malı olmayan miri topraklar çağında, dirlik düzeninin gerçekten ülkücü ve “Allah’tan korkar, Peygamber’den utanır”= “Sahib-ül arz”larıdır. Onları unutamayan köylülerimiz, o gelenek göreneklerin bilinç altı karanlığında kendisine “sahip” koruyucu arar.

2)     Ahrete sığınış: Evet, Türkiye halkı bu dünyayı değil, ahreti (öbür dünyayı) özlüyor. Niçin yadırgıyoruz? Neresidir o ahret? Zengin, fakir, sultan, dilenci, ağa, köylü, herkesin anadan doğduğu gibi eşit olduğu bir ülkücül yaşantı evrenidir. Bu evrenin düzeni, İslam toprak ekonomisindeki dirlik düzenine anayasa veren şeriatça kurulmuştur. Bunu aklından çıkaramıyor köylümüz.İnsanlarımız, yabancı emperyalistlerin “aşağı ırk” görüp köleliğe çevirmek istediği bir sürü yerine konuyor. Finans kapital demogojisi, Nazi ırkçılığından bin kat daha zehirlidir.

 Türkiye halkının iç ve dış sömürü yüzünden geçmişe ve ahrete sığınışını Finans kapital soygununa dayanak yapıyor. “ Demokrasi” oyunculuğunda iki tezi var:

1)      Türkiye halkı ilericiliğe düşmandır. Onun için halkın geçmişe ve ahrete sığınışı kutsal oy kaynağımızdır. 2)      Türkiye halkı sosyalizme düşmandır. Onun için özel kişi mülkiyeti reklamıyla, yığınları emperyalizme yedek güç yaparız.

Türkiye’nin ilk Osmanlı dirlik düzenine geri dönemeyeceğini bebeler bile bilir. Bilinmek istenmeyen şey, dirlik düzeni kurallarının, ilkel de olsa bir sosyalizm gelenek göreneği olduğudur. Osmanlı “miri arazi” ilkesi, Türkiye toprakları üzerinde kutsal özel kişi mülkiyetini hiçe saymıştır. Tanrı emrine uyarak toprağı elden geldiğince sosyalleştirmiş, “memleket” malı yapmıştır. “Beytül mal’i müslimin” mülkiyeti demek, kolektivizm demektir. Osmanlılığın en ömürlü İslam devletlerinden biri olmasındaki baş nedenler arasında, ilkel sosyalizm geleneği ile miri topraklar üzerine kurulmuş o egemen üretim yordamı vardır. 

     Sonuç olarak; türbanlı kardeşlerimiz eğer biraz sorgularlarsa, emperyalist kapitalist bir dünyada yaşadıkları için bunca yoksulluk ve acıyla yüz yüze geldiklerini göreceklerdir ve ancak o gün “sosyal seleksiyon”u kimlerin yaptığını anlayacaklardır. 

 Kaynak: Dr. Hikmet Kıvılcımlı  

              Dinin Türk toplumuna etkileri

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.