Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 559808
Ana Sayfa
Suçlusun! Çünkü kadınsın! Yazdır E-Posta
Yazar Deniz Canan   
30/10/2010
“Üniversite öğrencisi bir kadını zorla kaçırarak tecavüz ettikleri iddiasıyla yakalanan ve tutuklu yargılanan 2 kişi bugün yapılan 3. duruşmada tecavüz eylemi dosyadaki deliller ile sabit olmasına rağmen tutukluluk süreleri dikkate alınarak ve dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumundan dönüşünün uzun süreceği gerekçesiyle serbest bırakıldı.”

Haber buydu…

Bir kadın tecavüze uğramış ve yargı elinin altındaki sanıkları sabit delillere rağmen serbest bırakmıştı. Yani tecavüzcüler artık aramızdaydı.

Duyarlı onlarca kadın ve erkeğin yoğun tepkileri sokaklara taşmış, kadın dernekleri yaptıkları açıklamalarla olaya duydukları öfkeyi meydanlara taşımışlardı.

Namus dendi mi mangalda kül bırakmayan, ahlakı iki bacağın arasıyla sınırlayan bir toplumda 17 aylık bebekten, 70 yaşında nineye kadar kadınlara tecavüz ediliyordu.

Ve toplum tecavüz mağduruna “kirli” bir insan muamelesi yapıyor, ötekileştiriyor hatta yaşamla tüm manevi bağlarının kopmasına sebep oluyordu.

Mahalle baskısının bir sonucu olarak tecavüz vakalarında mağdur için;
“Hem kim bilir ne yaptı da adamları azdırdı(!)
Akşam akşam sokakta ne işi var?(!)
Kesin bu işin evveliyatı var. Yoksa durup dururken neden tecavüz etsinler(!)” gibi vicdansız yakıştırmalar da yapılıyordu.

Derken bir haber daha düştü gündeme; Diyarbakırlı Havva’nın acı sonu…
15 yaşındaki Havva’ya akrabaları tarafından tecavüz edilmişti.
İleri sürülen iddialara göre bir de intihara zorlamışlardı küçük kızı.
Ve o gencecik beden ahırda sallanırken bulunmuştu…

***

Bu ülkede birçokları için kadın demek hala;

Saçı uzun aklı kısa demek…
O eksik etek, az yiyen, az konuşan demek.
İşyerinde ucuz işgücü, tarlada ırgat demek…
Medyada reklam malzemesi, genelevde sermaye…
Karada kocanın ardından yürüyen, denizde gemiye bela getiren,
Ve töre cinayetlerine verilen kurban demek…

Kadın sorunu toplumsal bir sorundur.
İnsan bedenini sermayenin hâkimiyetini koruma adına metalaştıran ve hiçe sayan bir zihniyetin kadın sorununu görmezden gelmesi kaçınılmazdır.
Kadının kurtuluşu ancak toplumun kadın erkek top yekûn kurtuluşuyla mümkündür.

Cinsel açlığın tavan yaptığı, televizyon ekranında tecavüze uğrayan Fatmagül’ün afrodizyak etki yarattığı, seks malzemeleri satan dükkânların arsızca şişme Fatmagülleri piyasaya sürdüğü ve “İster tecavüz et, ister koynuna al, yat” ilanları verdiği bir toplumda yaşıyoruz.

O büyük toplumsal ahlakımız(!) yüzünden birçok kadın tecavüze uğradığını açıklamaktan bile korkuyor. Psikologlar tecavüz mağdurlarının yaşadıkları fiziksel ve psikolojik zarar yanında toplum tarafından etiketlenmeleri nedeniyle ikinci bir sarsıntı yaşadıklarını
söylüyor.

Bu toplumu dünyadan soyutlamak gibi bir niyetim yok tabii.

Araştırmalar kadınların birçok ülkede şiddete maruz kaldığı ve tecavüze uğradığı sonucuna götürüyor bizi. Uluslararası Af Örgütü mesela ABD’de her 15 saniyede bir kadının dayak yediğini, öldürülen kadınların yüzde 70' inin eş veya sevgilileri tarafından öldürüldüğünü açıklıyor.

Aynı örgütün 8 Mart 2010’da açıkladığı yerel raporda tecavüz mağdurlarının dünyanın her yerinde cinsiyet ayrımına uğradığı ve mağdurların cinsel davranışlarıyla ilgili önyargılar dolayısıyla adaletin sağlanamadığı belirtiliyor.

Bu trajedide tecavüzcülere elini kolunu sallayarak yaşama hürriyetini veren adalet mekanizması ve işi gücü bu mekanizma üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmak olan, aklını HSYK ve üniversitede türban özgürlüğü ile bozmuş yönetenlerin hiç mi payı yok?

Ama onlar topluma kendi üretimleri olan yeni bir toplumsal ahlak modelini dayatmakla meşguller. Bu modelin savunucuları uygulamaları bazı liselerde kız ve erkek öğrencilerin yan yana oturmasını yasaklayacak boyutlara kadar yükseltiyor.

Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, Türkiye’de kadınların yüzde
35.6′sının bazen, yüzde 16.3′ünün ise sık sık aile içi tecavüze uğradığını söylüyor.
Töre ve namus cinayetlerinde de son 7 yılda yüzde 1400 artış olduğu açıklanıyor.

Kadın cinsiyetinin neonlu ışıklarda reklam malzemesi yapıldığı, parayla satın alındığı bir toplumda üstyapıdaki feodal kalıntılar çarpık bir “namus” anlayışıyla kadını bir kez daha vuruyor.

AKP’nin temeli dini muhafazakârlık ve sermaye yandaşlığına dayanan neoliberal politikaları toplumu başörtülü-başörtüsüz, Türk-Kürt, Alevi- Sünni ayrımlarına sokmakla kalmayarak, kadın ve erkek olarak da cinsel ayrımcılığa sürüklüyor.

Emeklilikten, sağlığa, emzirme ödeneklerinden, doğum iznine kadar bir dizi hak gaspı anlamına gelen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) kadınların hak ve özgürlüklerini abluka altına alıyor. Kadın eve mahkûm ediliyor.

Tecavüz ve kadın cinayetlerinde mağdurlar kimi zaman tecavüze zemin hazırlayıcı olarak gösterilirken, tecavüz edene haksız tahrik indirimleri uygulanarak yargı mekanizması
“cinsiyetçi” yanını sergiliyor.

Dolmabahçe toplantısında kadınlara sadece bir anne veya eş rolü biçen, seçildiği ilk günden bu yana nüfus artışını savunan ve ideal bir aile için 3 çocuk öneren Başbakan, kadınların cinsel istismarını önlemek ve suçluların cezasız kalmamaları için hangi önlemleri alıyor?

Gözümde faşizmin hüküm sürdüğü Hitler Almanya’sı canlanıyor…
Hani kadına erkeğinin arkasında ve ona ari bir ırkın devamlılığı için bol bol döl veren araç sıfatı yüklenen… Ona oğlunu kutsal orduya savaşçı, kızını ise bir sonraki kuşağın askerlerini büyütecek bir ana olarak yetiştirmesi aşılanan zihniyet…

Sonra düşünüyorum…

Kadını Kürt sorununun çözümü için bir araç olarak gören ve evlenilecek ikinci, üçüncü eş olarak erkeklere öneren, evlilik yaşını 14’e indirmeye çalışarak tacizci ve tecavüzcülerle mücadele ettiğini zanneden zihniyet, kadın istismarını ve tecavüzleri de kaderle mi açıklıyor dersiniz? Yoksa tarih başka bir ülkede mi tekerrür ediyor?
sendika.org
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.