Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 559839
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow MARAŞ'LI HÜSEYİN
MARAŞ'LI HÜSEYİN Yazdır E-Posta
Yazar TİMUR UGAN   
06/11/2010
1981 yılının, insanın midesinde taş, ensesinde göz, yüreğinde endişelerle yaşamaya çalıştığı günlerinden biriydi.
Bir süre sonra kanıksayacağımız, ama o gün için anlatması çok zor, tarifi imkansız dehşet bütün köşe başlarını tutmuştu.

”Bizim çocuklarla” görüşebilme umuduyla gittiğim buluşma yerine yakın bir cami önünde gördüm onu.

Dimdik sarı saçları, cılız bedeni, boncuk mavisi gözleriyle uyduruk boya sandığının ardında oturuyor, fırçasıyla sandıkta tempo tutuyor, ”iyi bilirim abi sağlam cila atmasını” sözlerini tekrarlayıp duruyordu.

Yanında bir taşın üzerine koyduğu poşetin içinde ilkokul önlüğüyle defter, kitap dikkatimi çekti.

Birkaç dakika zamanım vardı.Yaklaştım…

Kolay gelsin, dedim.
“Boyayayımmı abi” dedi.
Evet, dedim kırılacağından korkarak ayağımı boya sandığının üzerine koyarken.
Çabuk hareketlerle işine girişti. Küçük maharetli elleriyle çorabımı boyamamaya özen gösteriyor, dişlerinin arasından hafifce dışarıya çıkardığı dilini ısırarak yaptığı işin zorluk ve önemini vurguluyordu.
Bir yandan onu izleyip, diğer yandan buluşmada söyleyeceklerimi düşünürken ansızın kafasını kaldırdı, gözlerimin içine baktı.
“Abi, insanın Allah’la konuşması günahmıdır?” Dedi.

Çok şaşırdım . Bir an bir şeyler geveleyecek gibi oldum, sonra zaman kazanıp toparlanmak için;
“Neden sordun şimdi bunu” dedim.
“ O bizimle konuşmaz biliyorum, ben kimim ki konuşssun; ama büyüğümüzdür sonuçta. Şimdi benim bir derdim olsa mesela anlatsam ona, beni duyar biliyorum. Ya da kabahat yapsam desem ki ben yaptım ama bu seferlik günah yazma. Büyüğümüzsün affet. Diyebilirmiyim diyemezmiyim” diye sorarak yanıtladı.

Bu tertemiz, bu sıcacık çocuk sorusu karşısında ne cevap verebilirdim ki?
Elbette onunla konuşabilirsin, dedim. İnsanın yalnız, çaresiz ya da senin dediğin gibi
kendisini kabahatli hissettiği zamanlarda onu dinleyecek birine anlatması ona cesaret verir, güç verir.
“Yaşa abi, dedi. Ben de öyle düşünmüştüm. Hatta dedi. akşam söyleyeceklerimi unutmamak için yazıyorum aklıma geldikce defterime, bugün de yazdım. Poşete uzandı. Kabı yıpranmış defteri alıp bana uzattı, ayağını değiştir abi derken.

Beni şaşkınlıktan şakınlığa sürüklüyordu.
Bu sokağa gelirken, bir anda kollarıma girilip bir arabanın içine tıkılabileceğimi, gözümü karanlık bir bodrumda açabileceğimi, bu sokakta neden bulunduğumla ilgili inanılır bir hikayeyi bile düşünmüştüm ama, akşam Tanrı’ya söyleyeceklerini defterine not eden bir çocukla karşılaşabileceğimi asla düşünemezdim.

Zamanım azalıyordu. Yalnızca o günün tarihi atılmış bir sayfadaki dilekleri okuyabildim. İnci gibi yazısıyla şöyle yazmıştı:

1. Allahım, annemin çok ağrısı var. Sen onun ağrılarını yok et, çişini rahatca yapabilsin.

2. Abim götürüleli üç ayı geçti, haber yok. Sen onun iyi olduğunu bana rüyamda göster ya da gelsin artık .

3. Çok yağmur yağdırma, dere taşmasın. Evi su basıyor.

4. Sandığımın kazancını bol tut.

5. Bugün top oynadım. İşe bir saat geç çıktım. Sen bana kızma.

Birden aklımın ağladığını hissettim.
Ayakkabıların boya işi bitmişti, gitmeliydim. Defterle birlikte parasını uzattım. Üstünü
vermek için cebinden bir avuç bozuk para çıkardı.
“Kalsın üstü,” dedim
“Olmaz abi” dedi kesin bir sesle; neyse o.

Başını okşadım, ağzımdan “Allah yardımcın olsun” sözleri döküldü istemsiz.
Senin de abi, dedi; onur ve zeka fışkıran gözlerini kırparak.
“Adın neydi senin,” diye sordum.
“Hüseyin.” dedi.
“Adın da senin kadar güzelmiş. “Adına değer ol “dedim.
Uzaklaşırken döndüm, “nerelisiniz Hüseyin?”
“Maraş’tan göçmüşüz abi” dedi.

O gün” bizim çocuklarla” da, akşam kendimle konuşurken de, belki de imkansızı isteyen Maraşlı Hüseyin’in sabırlı, kararlı, hatta yazlı başvuruları aklımdan çıkmadı.
O tepedeki evde dağılan ailemi, canım kızımı, birdenbire yok olan arkadaşlarımı, kalbimi her an dondurabilecek kadar büyük acı ile teker teker düşündüm.
Hüseyin’i ve hepimizi bu korkunç yalnızlığa mahkum edenlere öfkem bir kat daha arttı.

Ertesi hafta ”bizim çocuklar” la buluşmaya, ” Hüseyin’in sokağına” giderken kitapcıya uğradım. Çocukluğumun en sevdiğim ”iki ideolojik” kitabını aldım bir kitapçıdan. Bunların ne kadar tehlikeli olduğunu keşfedememiş olmalılar ki toplatmamışlardı henüz. ”Çocuk Kalbi”,”Pal Sokağı Çocukları ”.
Üç  hafta üst üste gittiğim o sokakta bulabilseydim Hüseyin’e verecektim.
Bulamadım. Onu gördüğüm yerin karşısındaki binanın önünde ip atlayan küçük bir kıza sordum, görmedim dedi. Ben de kitapları ona verdim. ”Okursun, gelirse de ona verirsin ” dedim. Annesi “içeri gir kız” diye seslendi endişeli…

Bir daha da oraya gidemedim. Aynı yerlerde fazla dolaşmak tehlikeliydi o günlerde.

Maraşlı Hüseyin mi? Kim bilir belki de yalnızlığımın oyunu, bir hayaldi.

Çok soru sorduğumuz, çok şey istediğimiz için çalınan çocukluğumuzun hayali…

2006

Timurca

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.