|
Yazar mazochist EKŞİ SÖZLÜK
|
|
07/11/2010 |
şimdiye kadar gördüğüm, duyduğum, okuduğum tartışmalardan anladığım kadarıyla, türban olayına 3 farklı yaklaşım mevcut: mesele özgürlük, din ve laiklik bağlamlarında tartışılıyor. her biri kendi sahasında kaldığı müddetçe tutarlı. ne zaman ki birbirlerinin alanlarına dalıyorlar, o zaman kopma garantili videolar peyda oluyor.
meseleye din açısından yaklaşmak son derece kolay. "allah'ın emri" dediğin anda inanan için başka bir gerekçeye gerek kalmaz.
türbanın laiklik için tehlike olup olmadığıysa en azından tartışmaya açık bir konu. uzun vadede türbanın temsil ettiği düşünce yapısının devletin içine sızmasının sonuçlarından uzun uzun bahsedilebilir.
fakat özgürlük konusu en fazla ağza sakız edileni. ne de olsa özgürlükler çağında yaşıyoruz. ırkçı, homofobik, faşist söylemlerin savunmasında bile "düşünce özgürlüğü" lafı geçiyor. çünkü artık herkes yaptığını özgürlükçü bir temele oturtmak zorunda. birkaç yüzyıl önce insanları bir çatı altında toplamak istiyorsan dini kullanabilirdin. özgürlükçü söylem işine yaramazdı. veya "devletin bekası için" dendiği anda özgürlüklerden kolayca feragat edilebilirdi. oysa günümüzde devletçiyi kandırmanın yolu da dinciyi kandırmanın yolu da "özgürlük"ten geçiyor.
eğer özgürlüklerden yanaysan, ele aldığın meseleleri özgürlük uğruna ("for the sake of") savunuyorsan, öyle yüzeysel, basit liberal söylemlerle işin içinden çıkamazsın. "isteyen istediğini takar, herkes özgür" lafı göründüğü kadar özgürlükçü bir içeriğe sahip değil. şu an eskiye nazaran çok daha özgür bir toplumda yaşıyor olsak da, yüzlerce yıllık düşünce/ahlak anlayışı/bilinçaltı bize miras kalmış durumda. bu topraklarda yüzlerce yıl boyunca kadınlara kapandıkları ölçüde namuslu oldukları öğretildi. o kadınlar kendi kızlarına aynı şeyleri öğretti. türban, tespih gibi sadece dini bir nesne değil, sosyal hayattaki kadın-erkek ilişkilerinin, cinsiyetler arasındaki eşitsizliklerin mükemmel bir simgesidir. şu sahneye sık sık rastlarsınız: ağustos sıcağında tişörtlü bir adam, elleri arkasında ferah ferah yürür; onun yanında veya arkasında bir kadın, lahana gibi sarılmış sarmalanmış bir halde ailenin namusunu korur.
üstelik yalnızca dindarların değil, türban karşıtlarının gözünde de türban bir namus nesnesidir. bir ateist dahi "ahlak kurallarına uymayan" bir türbanlı gördüğünde 2-3 katı garipser. insan içinden çıktığı toplumun düşünce yapılarına karşı çıksa da, o düşünce yapılarının etkisinden tamamen çıkamıyor.
bu noktada yüzeysel liberal söylem işine kaldığı yerden devam edip "o zaman senin saçını şöyle uzatman, tırnağını böyle kesmen de tamamen özgür iradene bağlı değil" diyebiliyor. tabii ki bir arada yaşamanın sonucu eninde sonunda belirli normlar oluşur. genellikle kadınlar saçlarını uzatır, erkekler tırnaklarını kısa keser, kadınlar ağda yapar, erkekler sakal&bıyık bırakır. bu tür örüntüler sosyal yaşamda var ve bunların tam tersi de olabilirdi. hatta kimi topluluklarda, kabilelerde "bizim" alıştığımızın tam zıttı geleneklere rastlamak mümkün. fakat bunlar belirli bir grubun yaşam alanını sınırlamayı hedefleyen normlar değil.
farazi bir örnek: islam'da kadınların başlarını kapatması yerine eldiven giymesi farz olsaydı, bugün eldiven giymek veya giymemek yalnızca bir özgürlük meselesi olabilir miydi? şu anda evet, bu bir özgürlük meselesi. fakat durum bu farazi örnekteki gibi olsaydı, muhtemelen şu an verdiğim farazi örnek kadınların saçlarını örtmesiyle ilgili olurdu. hatta el&ayak fetişizminin var olduğu bir dünyada saçları örtmek nasıl bir namus koruma yöntemi, zerre anlamıyorum.
yasalar, doğrular&yanlışlar, normlar çoğunluğun keyfine göre belirlenir. din kurumunun korkunçluğu bu çoğunluk tarafından paylaşılıyor olmasından dolayı genellikle gözlerden kaçıyor. bunu sadece islam için söylemiyorum. rahiplerin önünde diz çöktürülen hristiyan çocuklar, insanlar arasında en üstün olduklarına inandırılan yahudi çocuklar, 14 yaşındakilere siki kalkan yobazların kendi gibilerden korumak için kapanmaya zorladıkları müslüman çocuklar din adlı kozmik çocuk istismarının kurbanlarıdır. bir gün din eski bir mit olarak kalırsa, bugünkü dini uygulamalar en korkunç distopyalardan bile daha korkunç görünecektir. fakat şimdilik bu yalanın çevresinde büyütülen çocukların bu yalanlara kanmaları kendi tercihleri olarak sunuluyor.
kısa ve öz; din ve özgürlük bağdaşmaz. insanların bir dine inanıp özgürlüklerini feda etme "özgürlüğü" olsa da bu feda edilen özgürlükler daha sonra "özgürlük" mefhumuyla savunulamaz. özgürlük artık din uğruna kurban verilmiştir. artık özgür olmayan eylem din sahasındadır. kapanmak bir tercih değil, dayatmadır.
mesele biraz da bu "söylem değişiminin" getirdiği ikiyüzlülük aslında. özgürlükçüler yüzyıllar boyunca (tabii ki dönemlerinin izin verdiği ölçüde) özgürlüklerden yana oldular. dünkü amaçları da bugünkü amaçları da aynı. fakat dini buyruklar artık dini buyruklar adı altında değil özgürlükler adı altında savunulmaya çalışılıyor. türban mücadelesi dini bir mücadele değil de özgürlük adına yapılan bir mücadele gibi sunuluyor. bu, ayakla basket atmaya ya da elle gol atmaya çalışmaya benziyor. o topa dokunduğun anda faul yapmış sayılırsın ve topun girip girmemesi artık önemli değildir.
tabii ki tek faul yapan dinci kesim değil. bir kesim de düşmanlıklarını kurban edene değil kurban edilene yöneltiyor. çünkü onun özgürlük savunusunun temelinde de bireysel özgürlüklerin kutsallığı değil, ideolojik inatlar yatıyor. onlara göre gerçekten rahatsız edici olan şey binlerce kızın kapatılması değil o kızların kampüse girmesi. sonra hanım kızım çıkıyor diyor ki türbanlıların bu ülkede barınmasını istemiyorum. özgürlükleri savunuyorsan demen gerekense şu; "kadınları kapatanların bu ülkede barınmasını istemiyorum." aradaki fark yalnızca bir dil sürçmesi değil, koca bir bakış açısı. |
|
Son Güncelleme ( 07/11/2010 )
|