Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 559852
Ana Sayfa
Barış Bir Annenin Yüzünde Saklı Yazdır E-Posta
Yazar Özlem Güneş   
08/11/2010
 

             "Ne günler gelmiş geçmiş memleketten/ ne günler gelip geçiyor/ Darağacından kurtarılan düşünceyi/ Darağacına çekip/ asmak için tekrar/ Namlular şakaklarda nasıl bekliyor..." -Ş. Kurdakul -

        Gün geceye devrile, yaz sonbahara devriliyor. Bir mevsimden başka bir mevsime taşınıyor ömrümüz. Yaşam ve ölüm yarışıdır, mevsimlerin sabırsızlıkla bir öncekinden nöbeti devralmaları. Tüm inançlarından, umutlarından, sevdalarından soyunan insanları andırıyor bana çıplak ağaçlar. Tabiatın bu yerli kavmi ölüp yeniden dirilmeyi anlatır insanlara. Kuruyan yanlarını her bahar yeniden yeşertmeyi ne de güzel öğretiyor bizlere. Çıplaklığın hüznüne bürünmüşlüğün vaktinde şimdilerde tüm ağaçlar. Güz mevsiminde çırılçıplak ağaçlar mı daha utangaç, inançlarından soyunan in-sanlar mı? çırılçıplak dallara baka baka  giyinmeyi öğrenmenin gizemli tadı dolaşıyor kuytuluklarda. Öğrenmek, ne de büyülü bir kelime. Hüzün mevsiminde çıplak olmamayı, inançlı olmayı, sevmeyi öğrenmek. Sonrada bu öğrenmeleri yaşama katıp yaşamayı öğrenmek. Yaşamın kalbine oturmayı öğrenmek yani, günün tam ortasına.Mevsimin ilk ışıkları akıyor yüreğime. Bir hüzünden gelip bir başka umuda akıyor ömrüm. Hüzün mevsiminde şimdi günlerim uzun, akşam karanlığı ise daha kısa yaşanmakta.Mevsimin ilk damlaları ürkek,  telaşlı ama bir o kadar inatçı vuruyor penceremin camına.

                Toprak günlerce, gecelerce beklediği sevgilisine kavuşmanın coşkusunu giyinmiş, gururla bakıyor saçlarını okşayan yağmur damlalarına. Bir kaç kuş havalandı yaprakları ıslanan dallardan. Konukluklarının bitiş hüznünü taşıyorlardı kanatlarında. Yeni bir mevsime uyanmanın heyecanı gelip tutunmuştu kirpiklerime. Eylülün yüzüne baktım, annemi gördüm. Aydınlıktı yüzü annemin. Tanıdık bir gülümseme gelip konmuştu dudaklarına. Kırlangıçlar uçuşuyordu alnının boşluğunda. Aydınlıktı yüzü,gülümsüyordu. Umut ile güvenin bileşkesi yani.

 

            Kendine ve başka herkese duyulan saygının aks'i vurmuştu gülüşünün kıyısına. Böylesi bir saygıyla bakıyordu yüzüme. İşte dedim kendi kendime, tüm insanlığın özlemini duyduğu barış bu yüzde saklı. Annemin yüzündeki duruluğun, içtenliğin, sevme ve koruma arzusunun aklığında saklı barış. Yalansız, çıkarsız bakışlardaki sıcaklığın adıdır barış. Aradan dakikalar geçti, ben hala annemin yüzüne bakıyorum. Barış gününde vurulup düşen ak güvercinler düşüyor önüme.

 

           Barış yaralı, barış can çekişiyor. Kim bilir ben, bir annenin yüzündeki gökkuşağının renklerine dalmışken, kim bilir bu bir kaç dakikada kaç çocuk annesini, kaç anne çocuğunu yitirmişti. Bu bir kaç dakikada bahçelerin yolunmuştu tüm çiçekleri. Annemin bakışlarındaki şefkat durduramamıştı yaşamın kimlik değiştirip ölüme dönüşmesini. Benim bakışlarım da kimlik değiştirdi, eylüle isyan adını aldı hüzün mevsimine inat.

 

        Barış gününde en çok neyi anlatır bir annenin yüz hatlarındaki bilinemezlik. Yanı başında yiten çocuğunun nabız tükenmesine tanık olmadaki dehşet, kayıp anası olarak adlandırılmasındaki umarsızlık, ev kölesi olmanın dipsiz kuyuları, sermayeye dönüşen bedenindeki küf kokusu, tecavüze uğrayan kadınlığının bundan ne çok utanması,maruz kaldığı her şiddet  eyleminin ardından kendi içine daha da sinmesi, gerdek gecelerinde beyaz çarşafların üzerinde benliğinin yeniden kanaması...nı mı? Yoksa sonsuz bir sabrı, merhameti, uçsuz bucaksız sevgi tarlalarını mı? Acıyla sevincin bileşkesi belki. Bir annenin yüz hatları barış gününde en çok neyi?.. Ben bir annenin yüzüne, anne eylüle bakarken "şu görüntüye bak/ gözün/ gönlün açılsın/ Yüreğimin kayalarını gör,/ umutlan./ Al alacağını ışığımın damarlarından/ Duy duyacağını,/ özgürlüğüne kan gelsin." dizeleri gelip konmuştu sesimin yankısına.

 

       Ben aslında bugün kitaplardan söz edecektim, kitapların o büyülü dünyasından. Ama olmadı. Bir annenin bakışlarındaki şefkat yüreğimi sarstı önce, sonra da içimde büyüttüğüm barış duygularını uyandırdı yeniden. Alıp götürdü beni uzak diyarlara. Ağlayan bir çocuğun gözyaşlarıyla ıslandı yanaklarım. Barış isterken vurulup düşen bir kadının sevdasındaki ılıklık savruldu yüreğime. Kalktım, yanı başımda duran saksıdaki çiçeğe dokundum. Elimin ılıklığı çiçeğin yapraklarına akarken, barış savaşçılarının yüzündeki aydınlık doldurdu uçurumlarımı. Elim hala çiçeğin yapraklarıyla sevişmekte. Bir gün önce çarşıyı dolaşırken bir dükkânın önünde satışa sunulan kafesteki kuşların sarı, yeşil kanatları geçti gözlerimin önünden. Yüzümdeki aydınlık birden gölgelendi. Yüzümün çizgileri kasıldı. Yem yeşil, sapsarı rengarenk, güzelim kuşlar, gökyüzünün esmer çocukları yani, daracık kafeslere kapatılmış. Özgürlüğe açılan tüm kapıları kapalı, kendi göklerinin sürgünü olmuşlar. Barış gününde tutsaklık, barış  gününde kendi göğüne sürgün kuşlar, insanlar... Tüm bunların hüznü konuk oldu bakışlarıma.

 

 Düşüncelere dalmış, elimi yumuşacık çiçek yapraklarında unutmuştum. Barış savaşçılarını düşündüm tekrar. Yüzüm aydınlandı. Bu aydınlık duyguyla annemin yüz hatlarına döndü yüzüm. Gözlerinin derinliğinde yüzüyordu bakışlarım. "Bütün sözcüklerin gizini çözmüş de sesini verecek dağ doruklarının gelgitlerinde bırakıyordu tüm çıkışlarımızı. Gülümsemesi küçümseme mi, saygı mı, sitem mi, bir şey çıkarmak zordu dalgınlığından... İncecik bir kar yağıyordu gözlerini her kaldırdığında, uzak mı uzak bir geçmişe... Gözleri onurun rengiydi. Gövdesi yalnızca gövde değil, çoktan unuttuğumuz yakınlığın diliydi." Sadece yakınlığın değil, barışın da diliydi aynı zamanda. Neyin dangınlığıydı kim bilir. Geçmişine yaptığı yolculukta hangi durakta inmişti kaçamak bakışları.

 

           Mevsimin ilk ışıkları akıyor yüreğime. Bugün caddelerden akacak zulüm yine "siz neredeyseniz ben oradayım" diyecek miadını doldurmuş küflü bir sesle. Bugün yine kanayacak eylül, kanayacak ak güvercinin kırık kanatları, kanayacak barış. Bugün yine kanayacak, yüreği avucunda, yaralı bakışlarıyla analar. Eylüle baktım, annemi gördüm. "Gecenin karanlığında/ bir yol bul/ sokağımı ara,/ yokuşumdan in./ Gölgemi görürsen/ penceremi vur,/ umutların feneri elinde senin." şiirine dokunurken dudaklarım, işte dedim, tüm insanlığın özlemini duyduğu barış, bir annenin yüzünde saklı.

Atak

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.