Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 1648527
Ana Sayfa
HALKIMIZA AÇIK MEKTUP!.. Yazdır E-Posta
Yazar SES ANKARA ŞUBE   
21/04/2011
Sizce maliyeti düşürmek için laboratuarlar; kullanılmış metali veya dişte kullanılmayacak metalleri, ya da kalitesi düşük metalleri eritip eritip kullanıyor olabilirler mi? Kullanılmış ya da uygun olmayan metalden üretilen protezin ağzınızda nasıl etkide bulunabileceğini biliyor musunuz?

Kanserojen etki mi ararsınız, ağzınızda sürekli bir enfeksiyon kaynağı mı? Ya da uygunsuz metalin ağzınızda yaratacağı deformasyon mu?

 

 

 

Söylenen : “Yeşil kartlıların, parası olmayan (aylık 129,00 TL’den az parası olan) vatandaşın bütün muayene ve tedavisi devlet tarafından karşılanacak(tır).”

Gerçek : Yeşil kartlı hastanede muayene olursa ve muayene sonucu reçetesini alırsa eczanede 8 TL muayene ücretini ödüyor. (Parası yoksa hesabına – TC Kimlik numarasına – “borç” olarak yazılıyor. Bir gün iş bulduğunda –sigortalı bir işe girdiğinde- topluca tahsil ediliyor.) İlacın %20 sini ise her halükarda ödüyor.

ASM’de muayene olursa muayene parası ödemiyor ancak %20 katkı payı ödemeye devam ediyor.(ASM’de muayene olmak için de 2 TL ücret ödeniyordu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın –SES Sendikasının- açtığı dava sonucu bu ücret iptal edildi.)

Emekliler : Hastanede muayene olunca 8 TL ücret ödüyorlar. (Bu 8 TL’nin 5 TL’sini ay sonunda –çaktırmadan- maaşından kesiyorlar. Geri kalan 3 TL’si eczaneden ilaç alırken ödeniyor.)

ASM’de muayene için muayene parası –şimdilik- alınmıyor. Ama yüzde 10 ilaç katkı payı her halükarda alınıyor.

Raporlular (Kronik hastalar)için Söylenen : Raporlu hastalardan (kronik hastalıkları olanlardan) muayene parası da ilaç katkı payı da alınmayacak. Ve bu hastalar belirli bir süre 3-6 ay vb. uzun süre yetecek ilacı bir seferde alabiliyordu.

Yeni Uygulama : 1- Bazı hastalıklar raporlu bile olsa (prostat, kemik erimesi vb.) ilaç katkı payı ödüyor.

2-Raporlu bile olsa “yalnızca uzmanı tarafından yazılabilir” dendiği için hastaneye gidip muayene olmak ve her uzman muayenesi için ücret ödemek zorunda.

Sadece 3 aylık ilaç alma hakkı bulunuyor – o da şimdilik-!..

Hatta bazı ilaçlar uzman tarafından da yazılsa tek kutudan fazla verilmiyor.

Aktif çalışanlar :Hastanede muayene için 8 TL muayene ücreti ve ilaçların yüzde 20 sini ödemek zorunda. Tahsilat eczanede, peşin!...

Aynı insanlar ASM’de veya kurum hekimliklerinde muayene parası vermiyorlar ama yüzde 20 katkı payı veriyorlar.

Aktif çalışan Bağ-Kur’lular : Prim borcu varsa 8 TL muayene parası veriyor (ASM^de ücretsiz muayene oluyor) ama ilacın tam parasını ödüyorlar.

SONUÇ :
8 TL’lik muayene ücretinden kurtarmak için aynı reçeteyi alıp ASM’deki doktora koşuyorsunuz farklı iki ya da daha fazla uzmanın reçetesini tek aile hekimine yazdırmaya çalışıyorsunuz.

Aile hekimi yazarsa bir türlü yazmazsa iki türlü…

Yazarsa; muayene etmediği, hatta yüzünü bile görmediği hastayı muayene etmiş gibi oluyor ki; bunun adı da “evrakta sahtecilik” tir. Cezası da TCK da hem hapis hem para cezası olarak belirlenmiştir.

Yazmazsa; hastayla yani sizinle kavgalı oluyor.

Siz de “muayene ücretinden kurtulduğunuzu” sanıyorsunuz. Ancak bu; sadece günü kurtarmak oluyor. Eczaneye ilaç almaya ilk gittiğinizde bu muayene paraları “birikmiş borç” olarak “tık” karşınızda.

Siz aldığınız sağlık hizmetinden “memnun”sunuz ya da değilsiniz. Ancak Ankara Tabip Odası’nın doktorları arasında 2011 Şubatında yaptığı bir araştırmaya göre ; doktorların yüzde 82,98 ‘i hastalara verilen sağlık hizmetini yeterli ve nitelikli olarak kabul etmiyor.

Peki neden böyle yapıyorlar? Bile bile kendilerini de sizi de kandırıyorlar mı?

Maalesef evet!..

Ancak performansa dayalı sistemde bundan kaçış yok.

36 saat kesintisiz çalışan bir doktor -asistan veya uzman- nasıl bir sağlık hizmeti verir?

Günde 100-150 hasta bakan (!) bir doktor hastayı “muayene etmiş” olabilir mi? Hastanın yüzünü görmek “muayene etmek” midir?

Bu ankette yer alan doktorlardan;
Yüzde 83,33’ ü aldığı ücretten memnun değil.
Yüzde 62,84’ ü çalışma saatlerinden memnun değil.
Yüzde 88,19’ unun gelecekten umudu yok!

Peki siz bir lokantaya gittiğinizde aşçıbaşı size yemeklerin “bayat” olduğunu veya “at-eşek eti kullandığını” ya da “makine yağıyla yaptığını” vb. söylerse o yemeği yer misiniz?

Muayene olduğunuz doktor 36 saatlik nöbetten çıktıysa ya da siz muayene ettiği 100. hasta iseniz nasıl bir sonuç alacağınızı düşünüyorsunuz?
Muayene ve tetkikler için uzun kuyruklarda bekleyip (gerekli gereksiz) laboratuvarlar arasında koşuşturduktan sonra içiniz rahat, hastalığınız teşhis edilmiş, tedavi yoluna girmiş oluyor mu? Oluyorsa her gün bir yerde patlak veren sağlık skandalları neyin nesi?

Bebek servislerinde hastane enfeksiyonu,
Göz ameliyatlarında gözünü kaybedenler,
Sezaryenle doğumların yüzde 50 ‘lere varması (normali tüm doğumların yüzde 10’u civarında) – şimdi bu kez de “normal doğum”ları teşvik için performans puanı artırılıyor!.. vs. vs.

Bir “müjdeli haber” de “Ağız Diş Sağlığı” alanında!..
“Diş”te katkı payı –ya da ticarileşme- çok önceden başlamıştır.

Şimdi diş tedavisi için bütün katkı payları kaldırıldı!..
Şimdi Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri’ne gidiyorsunuz, çekimde, dolguda, kanal tedavisinde hiç para ödemiyorsunuz. Yalnızca total protez ve sabit protezlerde katkı payı ödüyorsunuz.

Emeklilerde total protezde 15+15=30 TL, çalışanlarda 30+30=60 TL ödüyorsunuz.
Öncekiyle karşılaştırıldığında bu para size çerez parası gibi gelebilir. (Bunu bile veremeyen yoksullar var)

Oh Oh !.. Ne güzel!.. “Bundan iyisi Şam’da kayısı” diyebilirsiniz!..

Peki ağzınıza giren dişin nasıl yapıldığından haberiniz var mı?

Hangi malzemenin kullanıldığından, işçiliğin nasıl olduğundan vs. haberiniz var mı?..

Ağız ve diş sağlığı merkezlerinde çalışan diş hekimleri de performansa tabi. Yani tıp doktorlarındaki gibi ne kadar kısa zamanda ne kadar çok hasta bakarlarsa ücretlerini o kadar artıracaklar ya da hem kölelik ücretine talim edip hem de azar işitecekler, “verimsiz” diye sicilleriyle oynanacak.
Bunun doğal sonucu olarak diş hekimi bir günde adam gibi 15-20 hastaya bakabilecekken ortalama 50-60 hasta veriliyor.

Bir molar dişin kanal tedavisi için en az birer saatlik 4 seans gerekirken şu anda tek seansta veya 2 seansta molar kanal tedavisi yapılıyor.

Eskiden ağız ve diş sağlığı merkezine gittiğinizde sizi muayene eden doktor gerekiyorsa reçetenizi yazıyor, varsa çekilmesi gereken dişlerinizi çekiyor, kanal tedavisi, dolgu, protez vb. uzun uğraş gerektiren işler için size randevu veriyordu. Randevu tarihinde yeterli zaman ayırarak sizin o işleminizi yapıyordu.

Şimdi fabrikasyon usulü, hepsi bir arada… muayene, reçete, varsa diş çekimi, varsa dolgu, kanal, hatta protez ölçüsü o anda yapılıyor.

Peki iyi mi bu?
Kimisine göre çok iyi.
Ancak bu sistemde işlemler kaçınılmaz olarak uzadığından bir reçete yazmak ya da çürük ve ağrılı dişini çektirmek için gelen bir hasta saatlerce kuyrukta bekleyebiliyor.

Numaratörden numarası verilip bekleyen hastaları bitirme zorunluluğu nedeniyle yaşanan zaman baskısıyla işlemlerinizin aceleye getirilmesi ve kaçınılmaz olarak üstünkörü yapılmasını saymıyoruz bile.

Peki ağzınıza takılan protez dişin öyküsündeki öteki cepheden, protez dişi üreten diş teknisyenlerinin çalışma koşullarından, diş protez laboratuarı cephesinden ne kadar haberdarsınız?

Örneğin; bir kron’un (dişin) şu anki piyasa fiyatı 35-40 TL, maliyeti asgari 20 TL, Bakanlığın bir kron için SGK’dan aldığı ücret 85 TL.

Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri protez dişlerinizi ihale ile Özel Diş Protez Laboratuarlarına yaptırıyor ve ihale en düşük fiyat verene veriliyor. 14 TL, 15 TL… Son ihalelerde 10 TL’ye kadar düşmüş durumda.
“Fiyatın düşmesi kötü mü? Bunda ne var…” diyeceksiniz!...

Sizce maliyeti asgari 20 TL olan bir kron için laboratuar nasıl 10 TL fiyat verebilir? Maliyetinden geçtik bu adamlar ne yiyecek, işçisine ne verecek, elektrik, su, kira, SGK primi vs. harcamalarını nereden karşılayacak?

Sizce maliyeti düşürmek için laboratuarlar; kullanılmış metali veya dişte kullanılmayacak metalleri, ya da kalitesi düşük metalleri eritip eritip kullanıyor olabilirler mi? Kullanılmış ya da uygun olmayan metalden üretilen protezin ağzınızda nasıl etkide bulunabileceğini biliyor musunuz?

Kanserojen etki mi ararsınız, ağzınızda sürekli bir enfeksiyon kaynağı mı? Ya da uygunsuz metalin ağzınızda yaratacağı deformasyon mu?

Bu protezleri üreten laboratuarlarda ihaleli işleri yetiştirmek için işçilerin sabah 8’den gece 2-3 lere kadar çalıştığını biliyor musunuz? Başta silikozis olmak üzere çeşitli meslek hastalıklarına yakalanması “ bizim sorunumuz değil” diyebilir miyiz? Hadi dedik!... ürettikleri protezin hijyenik koşullarda üretildiğinden emin miyiz? Denetimler bunu ne kadar sağlayabilir?

Protez ağzınıza takılmadan kaç prova yapılıyor? Ya da prova yapılabiliyor mu?

Peki ihale almak için neden fiyatları maliyetin bile yarısına çektiler dersiniz?

Çünkü kapitalist “piyasacı” mantık onları da zorluyor!... Ya dükkanın kapısına kilit vurup aç kalacaklar ya da mesleklerine “masumane” hileler karıştıracaklar, “küçük” ihanetlerde bulunacaklar. Sistem onlara da bu yolu gösteriyor.

Çürük lastik, defolu kumaş, köpek derisinden ayakkabı, eşek etinden sucuk-pastırma, patates ezmesinden kaşar, süt tozundan beyaz peynir..
“Ticarileşme”, kapitalist kar mantığı, piyasacılık ,sağlığa girdiğinde bedeli maalesef insan sağlığı oluyor. Kullanılmış kalp kapakçığı, kullanılmış kateter seti, kullanılmamış kalp akciğer makinesinin kullanılmış gibi fatura edilmesi… Şimdi de ucuz ama ne olduğu belli olmayan diş protezleri…

Yeşil kartlı hastaların yanlızca parasız diş çektirebildiğini, geri kalan bütün ağız ve diş sağlığı tedavileri için tam ücret ödemek, ya da bu hizmetleri alamamak durumunda olduğunu ayrıca belirtelim.

Sevgili halkımız,
Bütün bu sıkıntıları yaşayarak gören biz sağlık emekçileri 36 saat nöbetlerden, “performans” la çalışan robotlara dönüşmekten ağır ve yorucu koşullarda çalışıp sağlığımızı yitirmekten, her gün eriyen, hayat pahalılığı karşısında küçülen ücretlerimizden, 4/B’ li, 4/C’ li, taşeron işçisi vs. çeşitli güvencesiz kategorilerde çalışmaktan, sunulamayan sağlık hizmeti nedeniyle vatandaşın, hasta sahiplerinin hedef tahtası olmaktan vs. vs. muzdaripiz.

Ancak yukarıda küçük bir kesitini aktardıklarımızdan da anlayacağınız gibi sorun sadece biz sağlık emekçilerinin sorunu değil. Hatta bize “gösterilen yol” da, egemenlerle “uyum” içinde çalışırsak “yolumuzu bulmamız”, köşeyi-köşecikleri dönmemiz bile zor değil. Bizim içimizde de bu şekilde davranan tipler maalesef var ve siz onları da biliyorsunuz zaten…

Ama asıl sorunun sizde, sizin sağlığınızda olduğunun farkında mısınız?

Asıl sizin sağlığınız tehlikede!..

Ve biz kendi özlük haklarımız, iş güvencemiz, can güvenliğimiz, insanca yaşama ve çalışma koşullarımız için olduğu kadar sizin sağlığınız için de yıllardır çeşitli eylemler yapıyoruz. En son 13 Mart’ta Sıhhiye meydanında on binlerce insan bir araya gelip taleplerimizi haykırdık. Ancak sesimizi duyan olmadı. O nedenle de şimdi 19-20 Nisan’da GREV’e gidiyoruz.

Çünkü bu hizmeti biz üretiyoruz ve bunun insani sorumluluğunu biz taşıyoruz.

Bize destek olun!..

Kurtuluş yok tek başına!.. ya hep beraber, ya hiç birimiz!..

Son Güncelleme ( 21/04/2011 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.