Kayıplar, Cumartesi Anneleri ve Devletin Politikaları
Yazar Mürüvvet Yılmaz   
26/01/2010
 "Hiç yakınınızı kısa süreliğine de olsa kaybettiniz mi?

Ne yapacağını bilememek. Nerede olduğunu, ne zaman geleceğini bilmemek, her kapı çalındığında onun geldiğini düşünerek kapıya koşmak...

Binlerce soru ve çaresizlik. Her dönemeçten onun çıkacağını düşünürsünüz. Hiç bıkmadan tüm kapıları çalmaya başlarsınız ve bir türlü yanıt alamazsınız. Ne bir haber, ne ölüsü sanki yer yarılmış da içine girmiş gibidir. İşte üstü örtülmeye çalışılan bu kayıpların sessiz çığlıkları olmak için Cumartesi anneleri her cumartesi İstanbul'da Galatasaray Meydanı'nda oturuyorlar. Galatasaray Meydanı'na tam 251. kez geldiler, kayıpların arkasındaki gerçekler gün yüzüne çıkana kadar oturmaya devam edecekler.

Cumartesi annelerinin Galatasaray Meydanı'nda oturma eyleminin ateşleyicisi Hasan Ocak’ın kaçırılması oldu.

Hasan Ocak 21 Mart 1995 yılında kaçırılmıştır. Ailesi, arkadaşları ve insan haklarlı savunucuları tarafından çok yoğun bir aramanın içine girerler. Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un işkence edilmiş bedenleri 55 gün sonra kimsesizler mezarlığında bulunur.

Bunun üzerine 27 Mayıs 1995 de ilk kez Galatasaray meydanında saat 12.00'de anneler kayıpların bulunması talebiyle oturma eylemine başlarlar.

Eylem devleti rahatsız etmeye başladığında baskılarılar arttı. Gözaltılar yaşandı. Öyle ki Galatasaray Meydanı panzer ve polis otolarıyla dolduruldu.

Ama tüm baskılara rağmen Cumartesi anneleri kararlı bir şekilde Galatasaray Meydanı'nda oturmaya devam ediyor.

16.0cak 2010 cumartesi günü İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, Cumartesi Anneleri ve insanları, olarak, 'Beyoğlu Belediyesi'nde temizlik işçisi İsmail Şahin'in akıbetini yetkililerden sordu.

Ayrıca 1996 yılında işlenen Güçlükonak Katliamı'nda ve bir minibüsün içerisinde yakılan 11 köylüden biri olan Ahmet Kaya'nın eşi Emine Ertaç'a destek verdi. Ertaç, dönemin tüm askeri ve siyasi yetkililerin yargı önüne çıkarılmasını talep etti.

Kiraz Şahin: Toprağını bile bilmiyoruz.

Eşi İsmail Şahin'in 18 Ocak 1996'da işe gitmek üzere sabah saat 6.00'da evden çıktıktan sonra bir daha kendisinden haber alamadığını söyleyen Kiraz Şahin, aynı gün saat 11.00 sularında evi telefonla arayan bir kişi, "İsmail evde mi?" diye sordu; "Bir şey mi oldu, siz kimsiniz?" diye sorunca "Hayır, bir şey yok" yanıtını aldı. Telefon eden kişi İsmail'in eniştesi İlyas Karaçayır'dı.

Aynı gün evi telefonla arayan bir polis memuru İsmail'in babasına Karaköy Karakolu'na gelmesini istedi. Karakolda Karaçayır'la birlikte İsmail'in çalıştığı çöp kamyonun şoförü Muktelip Kalemköy de oradaydı. Kiraz Şahin iki gün sonra karakola gittiğinde Karaçayır ve Kalemköy yine oradaydılar. Eşi, onlara, "İsmail'in ölüsünü veya dirisini istiyorum" deyince bu kişiler birbirlerine bakıp ses çıkarmadılar. Karakol komiseriyse Kiraz Şahin'i azarlıyordu: "Bunlar senin kocanın çobanı mı?"

Olaydan birkaç gün sonra Kiraz Şahin evde mutfaktayken küçük kızı Sibel ağlayarak annesinin yanına geldi ve "Anne, babamı televizyonda gördüm, polisler dövüyorlardı" dedi. Ancak annesi habere yetişememişti.

Yıllardır eşinden haber bekleyen Kiraz Şahin, "Toprağını bile bilmiyoruz, hiç olmazsa mezarını bilseydik" diyor.

"Güçlükonak bir devlet katliamıdır.

Oturma eyleminde İHD İstanbul Şubesi'nin basın açıklamasını okuyan Altan Sinan Cebeci, İsmail Şahin'in Sabancı Suikastı sırasında yaşanan toplu gözaltılar içerisinde bulunup bulunmadığını öğrenmek istediklerini ifade ederek, "Devlet, İsmail'in akıbetini etkili bir şekilde soruşturma yükümlülüğünü neden şimdiye kadar yerine getirmedi?" diye de sordu.

Geçen hafta emekli Jandarma Yüzbaşı Özcan Tozlu'nun Güçlükonak Katliamı'nın devlete bağlı birimlerce işlendiğini itiraf ettiğini belirten Cebeci, Akçay Piyade Tugay Komutanı Albay Selahattin Uğurlu, MAK'ta görevli yetkililer, halen infazlarda yer aldığı iddia edilen korucu Ahmet Özalp ve ekibi, olaydan haberi olan Yüzbaşı Hüseyin Gürocak, MİT yetkilileri ve Başbakan Çiller, Başbakan yardımcısı Deniz Baykal ve Cumhurbaşkanı Demirel'in yargılanmasını istediler.

Cumartesi annelerinin gözaltında kayıpların akıbetinin açıklanması ve sorumluların yargılanması talebiyle yürüttüğü bu eylemler, devlet politikası olan (kaybetme ve kayıpların bulunmaması) durumunun deşifre edilmesini sağlamaktadır. Başka bir deyişle ezber bozmaktadır. Bu sesin daha duyulur hale gelmesi çok önemlidir.

Cumartesi annelerinin sesine bir ses de biz ekleyelim.